Share this...
Facebook
Twitter

Bakota; Podillia’da, Kamyanets-Podilskıy (Kamaniçe) yanında bulunan su altında kalmış bir köy. Günümüzde burası, inanılmaz güzel manzaraları ve sessizliği ile meşhur. 50 sene önce yüzlerce aile burada evlerini ve tarlalarını bırakıp tehcir edilmiştir. Güçlü bir hidroelektrik santralinin inşa edilmesi için insanlar evlerinden çıkarılmış, köy arazisi ise su ile doldurulmuştur. Ailesi ile birlikte buradan tehcir edildiği zaman Bakota doğumlu Taras Horbniak 27 yaşındaydı. Şimdi kendisi, eskiden yaşadığı yerlerde gezi rehberliği yapmaktadır.

Bakota önceden bir şehirdi. Şehrin ismi ilk defa, 1240 yılında yazılmış bir vakayinamede, 3 binden fazla nüfusu olan Dnister (Dinyester) Ponızzia bölgesinin en büyük idare merkezi olarak anılmıştır. 13. ile 16. yüzyıllar arasında Dnister ile Bug nehirleri arasındaki bölge, Rus Dolna olarak adlandırılırdı ve Bakota, onun başkentiydi. Burada hem kara hem su ticaret yolları kesişirdi.

“Bakota” kelimesine, farklı kültürlere sahip halkların dillerinde rastlanmaktadır. Gabon ve Kongo’da bakota (ya da kota) kabilesi yaşamakta, Hindistan’da bu adı taşıyan iki yerleşim yeri bulunmaktadır. Prıkarpattia bölgesindeki Fıtkiv köyünün sakinlerinin üçte biri, Bakota soyadını taşımaktadır. Volın’de Bakotı köyü, Zakarpattia’da ise Baktı köyü bulunmaktadır.

Kelt dilinde “bakota” kelimesi “vadi”, İspanyolcada “çukur, alt” anlamındadır. Romanya dilinde “ekmek dilimi”, Türkçede ise “uzak görmek” anlamı vardır. Taras Horbniak, kelimenin tüm versiyonlarını şöyle sayıyor:

― Ya Sanskrit dili? “Kot” kelimesini esas alırsak “kale” anlamı var. “Baka” ise “turna” demek. “Bahata” kelimesi “fazlalık” anlamındadır. Eğer “phata” ile “atata” kelimelerini birleştirirsek, “dağ altında nehrin dik dönüşü” anlamı oluşur. Ve son olarak “phati” kelimesi “sadık” anlamını taşır. Şimdi siz bana сevap verin: Bu kelimelerden hangisi bu yere uymuyor ve hangi kelime öncelikle ortaya çıkmıştır?

Her başkentin büyük bir ibadet yeri vardır. Bakota’da bu ibadet yeri, Bila dağındaki 12.-13.yüzyıllarda kurulmuş Bakota Mıhaylivskıy mağara manastırı’ydı. Manastırın olduğu yerde yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkan arkeolojik buluntuların en eskileri M.Ö. 2 binli yıllara aittir. Ve bu buluntular, manastırın yerinde eskiden bir Eski Slav tapınağı olduğunu belirtmektedir.

Bila dağının; beyaz taş, yani kireçtaşı yüzünden böyle bir adı var zannedersiniz (“Bila”, Ukraynacada beyaz demektir ― çevirmenin notu). Ancak Sanskrit dilinde “bila” kelimesi “mağara, sığınak” demektir. Herhalde eskiden dağ içinde, insanları rüzgarlardan ve yağmurlardan koruyan mağaralar bulunuyordu. Manastırın rahipleri, günümüze ulaşan mağaralardan birini yaşamak için kullanıyorlardı.

1981 yılında, Novodnistrovsk Hidroelektrik Santralinin (HES) yapımı esnasında bölgenin tüm sakinlerini yandaki şehirlere götürmüşlerdi. Bakota ve diğer köyler ise su altında kalmıştır.

16 bin hektar verimli toprak, 100 hektar orman, çok sayıda üzüm bağı ile meyve bahçesi ve 28 köy. Yok olan bu yerler, Hidroelektrik Santrali kurulmasının bedelidir. Bu en güzel yer için insanların ödediği bedel.

Bugün burası, 200 km uzunluğunda bir rezervuar, taşkın yatağı ise 1590 hektar genişliğinde.

Novodnistrovsk HES’inin yapılış hikayesi, Moskova’nın Dnister nehrinde bir dizi hidroelektrik enerji santrali inşa etme emriyle başladı. Bakota sakinleri, bu santral inşaatının bu kadar büyüyebileceğini tahmin etmiyorlardı. O zamanlar sadece üç santralin inşa edilmesi planlanıyordu. Suyun bir enerji kaynağı olarak kullanılması, iki türbinin çalışmasını gerektiriyordu: biri jeneratör olarak, diğeri ise suyu yukarıya çıkartan bir pompa olarak çalışacaktı. Bu sistem benzersizdir ve çevreye zarar vermez.

Taras, Bakota’nın hidroelektrik santralinin yapımından öncesinde bile eşsiz bir doğal yer olduğunu anlatıyor. Kanyonlar köyü sellerden, rüzgârlardan ve şiddetli yağışlardan korurdu, topraklar çok verimliydi, vadinin kendi mikro iklimi vardı, su son derece temizdi: o su içilebilirdi, içinde alabalık ve kerevit vardı ve nehir bazı yerlerden yürüyerek geçilebilirdi.

Mağara manastırı

Bakota Mıhaylivskıy mağara manastırının hikayesi, Hristiyanlık öncesinde başlamıştır. Mağaralar yaklaşık 4 bin yıllıktır. Neredeyse tüm bu zaman boyunca doğaya tapma yeri olarak kullanılmıştır. Bazı pagan eserleri günümüze kadar gelmiştir: taşta oyulmuş bir insan ayağı izi, taş putlar ve sunaklar. Tarihin bu sayfası en az incelenmiştir. Taras Horbniak’ın söylediğine göre, Hristiyanlık buraya ancak 11. yüzyılda gelmiştir.

Bakota Mıhaylivskıy mağara manastırının ters bir yapısı var. Mağara manastırlarında keşişlerin hücreleri (odaları) genellikle alt katta, kilise ise üst katta bulunur. Ama Bakota’daki manastırın yapısı ters: mağaralar çok daha önce oluştuğu için manastır yapıldığı zaman dua etme yeri orada, aşağıda kalmıştır.

15.yüzyılda Bakota, Polonya ve Litvanya olmak üzere iki devletin sınırındaydı. Bu bölgedeki ilk Hristiyan merkezlerinden biri, Katoliklerin saldırgan davranışları nedeniyle faaliyetini durdurmak zorunda kaldı. 1620 yılında manastırın toprağın altına girmesine sebep olan bir deprem oldu. Yıllar sonra, manastır mağaralarının yerine 20.yüzyılda çeşitli dönüşümlere uğrayan bir kilise inşa edildi: rejime bağlı olarak, içinde ayinler yapıldı ya da yapılmadı. 1918’den 1944’e kadar, şimdi kiliseye giden yol sadece sınır muhafızları tarafından kullanılıyordu. O zaman Bakota Romanya’nın sınırındaydı.

― Evet, 22 sene boyunca burası Romanya sınırıydı. Biliyor musunuz, bugün bize komik geliyor ama o zamanlar yaşam şartları hayal edilemeyecek kadar zordu. Suya girmek yasak, balık tutmak yasak, inekleri otlatmak yasak. Her köyde bir karakol var, her köyün önünde 2 metrelik bir duvar var. Şarkı söylemek yasak, ıslık çalmak yasak, parlak kıyafetlerle dolaşmak da yasak. Sınır muhafızları her yerdeler.

Share this...
Facebook
Twitter
Share this...
Facebook
Twitter
Share this...
Facebook
Twitter

Taras Horbniak’ın nineleri ve dedeleri, bu vadide doğup büyümüşler. Köy sınırda bulunduğundan dolayı dedesi 1930’lu yıllarda Gulag’a (Gulag — Sovyetler Birliği hükûmetinin cezai çalışma kampları sistemi), oradan da Beyazdeniz-Baltık Kanalı”nın inşaatına gönderilmişti. O zamanlar, sınırda yaşıyorsanız kesinlikle kaçakçılıkla uğraşıyorsunuz diye düşünülürdü. Döndükten sonra dedesi başka bir sorunla karşılaşmıştı: o sırada, daha önce hükümlü olanların sınırdan 50 kilometre çapındaki bölgede yaşamalarını yasaklayan bir kararname yürürlükteydi. Bu nedenle sadece savaş yıllarında evine dönmeyi başarabilmişti.

Çocukken Taras yerli kiliseye giderdi ama mağara altar olarak kullanıldığı için mağaraya giremezdi (Altar, kilisenin arka kısmında bulunan ve sadece papazların ayin gerçekleştirmek için girdikleri kutsal bir yer — çevirmenin notu). Birkaç sene sonra “Din, halk için afyondur” sloganıyla ortaokul öğrencileri, emek dersleri yerine tapınağı elleriyle yok ediyorlardı. Taras, ancak mağara yıkıldıktan sonra içeri girebildi; zaten orada kimse dua etmeye cesaret edemiyordu.

Bugün kilise özgürce faaliyet gösteriyor. Kilisede rahip yok, din ayrımı yok. Ortodoks, Yunan Katolik ikonları ve Tanrı Baba ikonları yan yana duruyor.

— Burası bugün ulusal öneme sahip bir anıttır ve tek bir işlevi var: insanları din temelinde bölmemek, herkesin girmesine izin vermek. Bugün sadece Ukrayna’dan değil, diğer ülkelerden gelen turistler için popüler bir turizm merkezidir. Biliyor musunuz, birçok insanı cezbeden işte bu mağaraların benzersizliği, maneviyatıdır. Burada herhangi bir güvenlik görevlisi göremezsiniz. Mekan ziyaretçilere açıktır ve çalışıyor.

Taras, buranın enerjisi son derece güçlü olduğu için bu yerin yaşamaya devam ettiğinden emin. İnsanların buraya tedavi için geldiğini söylüyor:

― Birincisi, buranın suyu temiz ve güzeldir. İkincisi, burası dua enerjisi yüksek olan bir yerdir. Üçüncüsü, insanın inancı çok önemlidir.

Tehcir etme

Taras Horbniak rehber olarak çalışmakta ve Bakota hakkındaki en önemli efsaneleri çürütmektedir. Vadiyi 27 yaşında terk etmiştir ve şimdi turistlere hikayesini şöyle anlatmaktadır:

― Oluşturulan bu baraj, günümüzde “7 doğa harikası” adaylığında Ukrayna’nın en güzel doğal yeri olarak kabul ediliyor. Bu nasıl açıklanır? Ukrayna’nın en güzel yeri benim memleketimde bulunmakta ancak ben memleketimi kaybettim. Sevineyim mi üzüleyim mi? Bu duygular nasıl ayrılabilir?

Köy sakinlerinin tehcir edilmesi sekiz yıl, sonrasında vadinin su ile doldurulması da altı yıl sürmüştür. Devlet o zamanlar harcamaların sadece bir kısmını karşılıyordu. Kendilerine yeni bir ev satın alamayan veya inşa edemeyen yaşlı insanlar için ise devlet bir arazi vermişti.

— Burada yaşayan insanların tehcir edilme şartı açıkçası biraz sertti. Kendi evinizi yıkmanız ve bahçenizdeki ağaçları kesmeniz için devlet, harcadıklarınızın %20’sini iade ediyordu. Büyükbabalarınızın, ebeveynlerinizin ve kendinizin edindiği aile yuvasını kendi ellerinizle yok etmeniz gerekiyordu. İşte bu yüzden kendi evini yıkanlardan biriydim. Aksi takdirde 800, 1000 veya 700 ruble size iade edilmeyecekti. O zaman bu parayı kazanmak için bir yıl veya daha uzun süre çalışmanız gerekirdi.

Bakota’nın sakinlerinin çoğu o zamana kadar hayatlarında hiç tren görmemişlerdi, kanyon üzerinde uçan bir uçağı hayatlarında birkaç kere görmüş olabilirlerdi ve vadinin sınırını hiç geçmezlerdi. Onların toprağı onlar için en değerliydi, çünkü ona canlarını vermişlerdi.

Share this...
Facebook
Twitter
Share this...
Facebook
Twitter
Share this...
Facebook
Twitter

Pokrova bayramı için yarısı yıkılmış olan köye insanlar geldi: bazıları buradan taşındı, bazıları ise bir türlü cesaret edemeyip süreyi uzatıyorlardı. Taras’ın hatıralarına göre, insanlar o gün dans ediyor, eğleniyordu ama aynı zamanda o akşamın vadedeki son akşamları olduğunu bildiklerinden herkeste bir gerginlik vardı:

— Birisi, “Haydi köyün merkezine gidelim” dedi. Herkes çocuklarıyla birlikte yürüyor, birçok kişi ağlıyordu. Yürüye yürüye merkeze geldiler, bir halka oluşturdular, diz çöktüler ve sonra dağıldılar. Anlıyor musunuz, o toprağa bağlılık hissi o kadar güçlüydü ki orada yaşayan herkese genetik olarak aktarılmıştır.

Bugün suya girildiği yer, eskiden birinin tarlasıydı. Turistlerin çadır kurdukları yerden sokak geçiyordu. Köy yıkıldıktan sonraki 37 yıl içerisinde Taras, tehcir edilen Bakotalılar için 2 görüşme düzenledi. O, Bakota’yı seviyor, burası onun için her şey demektir:

— Biliyor musunuz, sakız nasıl pantolona yapışıyorsa Bakota ile ilgili her kelime de bana yapışıyor. Ve o kelimeler benim için çok önemlidir.

Nasıl çekim yaptığımızı izleyin

Materyali hazırlayan

Proje yazarı:

Bohdan Lohvınenko

Yazar:

Olena Ivaşçenko

Editör:

Yevheniya Sapojnikova

Yapımcı:

Olga Şor

Fotoğrafçı:

Oleksiy Karpovıç

Kameraman:

Pavlo Paşko

Oleksandr Portian

Kurgu yönetmeni:

Yuliya Rublevska

Yönetmen:

Mıkola Nosok

Fotoğraf editörü:

Oleksandr Homenko

Transkripsiyoncu:

Mariya Gluh

Çevirmen:

Viktoriya Afşar

Çeviri editörü:

Arzu Afşar

İçerik menajeri:

Katerına Şçepkovska

Keşif gezisini takip et