Share this...
Facebook
Twitter

Hayata geçirilmeye değer çok fikir, çalışmaya hazır insanlar, ihtiyaçların bir kısmını karşılayabilen kaynaklar varsa bunlar için uygun bir yer mutlaka ya bulunacak ya da kurulacak.

Hata-Maysternia, pratik dersler, seminerler, kamp ve inzivanın düzenlendiği, bütünsel eğitimin verildiği bir ortam. Dağların ortasındaki bu konutta, rahat ve davetkar bir ortamda herkes kendisi olabilir.

Ta 2014 yılının başında Ukrayna’nın farklı köşelerinden gelen bir avuç coşkun insan dağlardaki kendi ortamını hayal ediyordu. Bugünlerde ise Karpatlardaki Babın köyünde buldukları 1930’lu yıllarda inşa edilmiş eski Gutsul (dağlı, etnik bir grup — çevirmenin notu) evi kaynar. Hostel, ders odası ve banyo odası olarak hizmet eden 5 odalı bu konut huzurlu doğanın güzelliğine bürünüyor. Yerlilerin yaptıkları yöresel yemeklerin tadına bakmak fırsatını sunuyor.

Hata-Maysternia (“Atölye Evi”), adıyla yanılgıya düşürebilir. Burada üzerinde çalışılan bir şey varsa o da insan becerileri ve yetenekleri ki bu mekanda pratik dersler veriliyor ve şan kurslarından moderatör eğitimine kadar farklı etkinlikler düzenleniyor. Hata adı, eğitmenler, mezunları ve “Toplumsal Faaliyet Atölyesi” programına katılanların yeniden düzenledikleri yapının kendisinden, yani “ev”den, geliyor. Hata-Maysternia ekibinin büyük kısmını Ukrayna’da yaygın eğitim alanında faaliyetini ifa eden “İnşa osvita” (“Diğer eğitim”) sivil toplum kuruluşunun mensupları oluşturuyor.

Hata-Maysternia’nın tarihi

Hata-Maysternia’nın kurucuları onu sadece restore edilmiş bir yapı ya da sırf yeni tecrübeler edinmek için yapılan bir proje olarak algılamadıkları için misafirler evin “ruhunun” olduğunu sıkça anlatırlar. Bu mekanın Karpat Dağlarının göbeğinde bulunması, ayrıca ilginç tarihe sahip olması yüzünden böyle bir durum pek şaşırtıcı gelmiyor.

Evi tasarlayan yapıcının ismine hele bir bakın. Ahşap ustası Vasıl Paliyçuk sandık ve kirişler için oyma işini yapardı. Fakir aile çocuğu olmasına rağmen yeteneği sayesinde başarılı oldu. Köyünde bilinip saygı görürdü. 1930’lu yıllarda Çornogora dağ sırtındaki Pip İvan zirvesinde gözlemevi yapması ise “tüm Polonya”da (iki savaş arası döneminde Karpatların büyük bir kısmı Polonya’ya aitti) ona nam kazandırdı.

Bu evi ise 1935 yılında kendisi ve ailesi için inşa etti. Savaş süresince askeri hastaneye kapı açarken savaş sonrasında ise isyancıları için bir sığınak oldu. Vasıl Paliyçuk’un dikkatlice seçtiği evin elverişli konumu sayesinde bu mümkün oldu. Ormanlarla örtülü tepelerin arasındaki dar ve derin bir vadide duran ev sıcak mevsimlerde yapraklı ağaçların oluştuğu kalın ortü yüzünden hiç bir noktadan görünmez hale gelir.

Açık hava ressamlığı ve geleneksel sanatçıların Kosiv kentinden gelen öğrenciler için yaptıkları atölye çalışmaları burada düzenlenirdi.

Paliyçuk ailesi, ilçedeki ustalardan ildeki çeşitli düzeyde memurlara kadar farklı ortamlarda bilinirdi. Babın köylüleri ise köylerindeki ilk telefonun burada, Kırnıçkı’da, kurulduğunu bugüne kadar unutmadılar.

Vasıl karısıyla birlikte bu evde çocuk yetiştiriyordu. Sürekli kalabalıklaşan aile aynı evde 2008 yılına kadar oturmaya devam ediyordu. Ancak bir Ağustos günü sel, sanki yamacı destekliyormuş gibi duran evi kaydırmadıysa belki aile orada hala oturacaklardı.

Selden sonra boş bırakılan ev ve kümesler Vasıl Paliyçuk’un kırz torunu olan Olesia Bıçınük’ün çeyizi oldu. İlk kocası Bohdan Petrıçuk bu yeri Hata-Maysternia ekibine gösterdi.

Yerlilerle anlaşmak

Bu ev, Sokilskıy dağ sırtına giderken deniz seviyesinden yaklaşık 650 metre yükseklikte bulunuyor.

Hata-Maysternia ekibi burada bir mekan bulunca onu satın alıp tek ev sahibi olmak istediğinden dolayı ortaklık şartlarına göre onu kiralamak kolay bir karar değildi, ancak yerlilerden yardım almak daha mantıklı geldi. Ayrıca Vitaliy (Vilia) Çupak’ın dediğine göre kira sayesinde sağlam bir bağlantı kuruldu:

— Yerli ortaklar sözkonusuydu. Tek başına bir proje yapamazsın, proje de kendi kendisini yapamaz. Projeyle ilgilenen yerli arkadaşların, ortakların ve akrabaların olmalı. Gutsullarla işbirliğimiz öngördüğümüz yönde devam ediyor.

Hata-Maysternia ortamına özgün bir hayat temposu var. Acele etmeye alışanlar burada yavaşlamak zorunda kalırlar.

Hata-Maysternia ekibinden Alöna Karavay, burada bütün günü çalışarak geçirmenin mümkün olduğunu çoktan anladı. Birkaç iş tamamlamak gerekirse küçük hedefler belirlemenin yardım edeceğini diyor:

— Gününü ekmek ve süt alma, misafirler için yemek pişirme gibi işlerle uğraşarak geçirebilirsin. Hep meşgulsün.

Çoklu görev gibi bir şey burada yok. Başladığın işi bitirmek zorundasın. Bazen şehirlerdeki koşuşturmayı özlemeye başlarsın.

Diğer ekip arkadaşları gibi Alöna’nın Hata-Maysternia’da tek başına kalma şansı da olmuştu:

— Burası sakin, korkacak bir şey yok. Buradayken kendimi güvende hissediyorum. Geçenler olsa bile köylülerdir ki onlardan zarar gelmez. Yerlilerin dediklerine göre buranın çıkmaz köy olduğu, yolun burada bittiği için hırsızlar gelmezler. Herkes birbirine o kadar güvenir ki bir yerde bırakılmış altın çalınmaz.

Yerli halk

Yerli halk dışarıdan gelenlerin ağırlandığı bir mekanın Babın’da açılmasını sıcak bakmasa da “Paliyçuk’un evi”ne giden yolu seve seve gösterir.

Bu eve ulaşmanın kolay olmadığına hazır olmak gerekir. Eve doğru giden garaj yolu yok. UAZ (arazi araç) ile eşya getirmek mümkün, ancak her tarafı kalın ormanla kaplanan yoldaki batak sezonları arasında kuruyamadığı için bu tercih yıl boyunca geçerli değil. Bu yüzden Hata-Maysternia yönetimi misafirlerine dağlardan geçen keçi yollarını kullanmayı tavsiye ediyor ve bunun için iki köyde işaretler koydu.

Babın’ın merkezinden Hata-Maysternia’ya yükselişin değişiminin 300 metre olduğu 900 küsür metrelik bir yol gider. Pencere camı veya lavabo donanımı gibi kırılgan eşyalar başta olmak üzere ekipmanın çoğu gönüllüler tarafından bu yoldan kucaklarda getirildi. Diğer yol Kosiv-Verhovına otoyolundaki Sokolivka köyünden geçiyor. Yükselişin daha kademeli olduğu 2 kilometrelik yoldan giderken muhteşem manzaranın tadını çıkarmak mümkün.

Yerli halk ilk başta Hata-Maysternia’daki olaylardan sakınıyordu, ama zamanla o ortamda olup bitenler ilgisini çekmeye başladı. İnsanların gördüklerini farklı yorumladıkları için diyalog kurma ihtiyacı doğuyor. Taras Kovalçuk, hayatın dağ köylerinde belli kanunlara göre düzenlendiğini anlatıyor:

— Biri geçerken arkasından bahçe kapısını kapatmalı. 20 kişilik bir grup geçerken tabii ki hiç kimse bunu yapmaz ve sorunlar ortaya çıkar. Ya inek başkasının bahçesine geçip bir şey yemiş, ya düşmüş bir erik ağacını odun olsun diye baltaladın, ancak o ağaç birine aitmiş.

Köyde “bu benim ve şu senin” gibi bir ayrım çok belli. Ekibin kiraladığı evin sahipleri Olga ve Vasıl Bıçınük yerliler ile ekip arasında iletişim sağlayan bir merkez oldu. Burada yerli oldukları için eşyaları kışın dağa çıkarmak üzere atın nereden bulunabildiğini, elektrik iletim hattı koptuğunda kimi aramak gerektiğini ve farklı durumlarda nasıl davranmak gerektiğini çok iyi bilirler. Bıçınük ailesi yerli halkla gerekli temasların çoğunu kurmaya yardım edip ekip için bilginin esas kaynağı olmuştur. Tabii ki bu durumun eksikleri de var, çünkü anlatılan bakış açısı tek yönlü olabilir.

Köyde özgün tasarım el işi yapan birçok usta var. Onlardan biri yakında oturan ve kapçuri (yün çorap), şapka, eldiven ve diğer yün eşya ören Mariya Hanım’dır. Alöna Karavay onunla olan işbirliği hakkında şöyle anlatıyor:

— Köy zihniyetinin hakim olduğu bir durum söz konusu. Burada yemek pişiren Bıçınük ailesi Mariya Hanımı görmekten memnun değil. Hata-Maysternia için kaynak yaratıp onu köy için de ayırdığımızda köylüler arasında paylaştıklarımıza el koymaya çalışanların olduklarını gördüğümüze üzülürüz. Böyle iş olmaz, verdiklerimiz herkes için diye insanlara anlatmaya çalışırız, ama bu çok zor, çünkü onlar bu tür konuşmalara şiddetli tepki verirler. Biri Hata-Maysternia’ya gelmek yasak dedi gibi dedikodular yayılıyor. Oysaki biz alternatif bulmaya çalışırız. Mariya Hanım bize gelmez olduğunda biz ona gelir olduk.

Vilia Çupak yerli halkla anlaşma konusunu sık sık dile getiriyor:

— İlk başta yerliler bu işte bit yeniğinin olduğunu düşünüyormuş gibiydiler. İşe başlamak için anlaşma imzalamak gerekiyordu. İlişkilerimiz tuhaftı, çünkü neler olduğunu, insanların süreci nasıl algıladıklarını anlamıyorduk. Sonuçların artık belli olması işi kolaylaştırdı. Ancak burada ne yaptığımızı ne kadar anladıklarını bilmiyorum.

Bununla beraber Hata-Maysternia ekibi yerli halkı işbirliğine sık sık davet eder. Mesela, şehirden gelen çocukların diğer aktiviteler dışında çiftlik hayvanlarına da baktıkları yaz kampı kapsamında ekip bu işbirliği bazen teşvik eder. Alöna Karavay’ın sözlerine göre yerli halk bunu sıcakla karşılar:

— Kulübün programını etkinliklerle dolduruyoruz. Onlarla ilgilenen gruplara mekanımızı farklı amaçlı kullanım için teklif ederiz. Biz okullarda sunum yapıp Aziz Nikola Yortusunda çocuklara küçük hediyeler de veririz. Kimileri köy meclisinin toplantısına ara sıra katılır. Özellikle Taras ve Saşa çevre korumayı ve çöp değerlendirilmesini teşvik ederler. Çöpün nehirlere atılması nedeniyle onlar bu sorunun çözümü, çöplerin toplanması ve nakli, konteynerlerin monte etmesi için ne gerektiğini anlamak üzere toplantılara katılırlar. Kulüp, okul ve köy meclisi gibi üç doğrultuda çalışırız.

Şu an ekip, Hata-Maysternia’nın kurulması sonucunda köyde ortaya çıkan gözle görülür değişimleri henüz fark etmemesine rağmen sürecin devam ettiğini açıkça anlıyor. Mesela, okul ile başlatılan işbirliği kapsamında ergenler için belgesel gösterimi ve yönetmenlerle buluşmalar düzenlendi. Projenin yaratıcıları elinden gelince yapabildiklerini yerli halkla paylaşırlar, ancak bu etkileşimin sonuçları tabii ki zamanla görülecek.

Hata-Maysternia temas platformuna dönüştü ki şehirlerden pratik derslere veya inzivaya gelenler tamamen farklı bir ortamda kendini bulup çorap ören, ev yapımı likörler ve peynir üretimiyle uğraşan yerlilerle konuşarak onların bunu nasıl yaptıklarını kendi gözleriyle görebilirler.

Alöna Karavay’ın dediği gibi gerçek, samimi ilişkiler buraya sadece 2-3 aylığına geldiğin zaman kurulabiliyor. Ekibin en sağlam bağlantıyı ev sahibi aile ile kurması hiç şaşırtıcı değil. Bu yüzden sahiplerle sadece ev kirası değil gruplar için yemek servisi sağlama sözleşmesi de imzalandı. Olga, bir kısmını kendi bostanından getirdiği ev yemeklerinden sorumluyken Vasıl ise misafirlerin ihtiyaçlarının karşılanmasını kontrol eder. Evdeki mutfak modern donatımı sayesinde çok rahattır.

Ancak durum her zaman böyle değildi. Aliona mutfağın eski halini hatırlıyor:

— Sabahleyin geldiğinde hava soğuk olduğu için tabaklar birbirine yapıştı, yine soğuk olduğu için onları birbirinden ayırmak mümkün değil. Tabii ki mutfağın şimdiki hali mükemmel. Biz o zamanlarda böyle olacağını hiç düşünemedik.

Tadilat

2014 yılında çatısı su akıtan ve altyapısı hemen hemen olmayan 70 yaşındaki bir ev ekibin eline geçti. Eski köy evlerinde olduğu gibi çatı arası terk edilmiş bir depo müzesine benziyordu. Çatı örtüsü bazı yerlerde hiç yoktu.

Tadilat projesinin başına önce Vilia Çupak geçti:

— Durum berbattı. Çatı arası tıka basa doluydu, çatının kendisi su akıtır. Sahiplerinin selden sonra terk ettikleri ev boş durup eskiyordu. Biz bu işe gözü kapalı girişmedik de. Eve ne oluyor, su drenaj sistemi nasıl işliyor, kayma olur mu olmaz mı diye altı ay boyunca buraya gelip duruyorduk. O yılki yaz çok yağmurluydu. Bardaktan boşanırcasına yağıyordu, su akıyordu, ev ise boş duruyordu… Bunca zaman ayakta durmayı başardıysa, demek ki daha duracaktır.

Ana tesisler kurmamız birkaç ay aldı. Şimdi temel var, o zamanlarda ev sadece birkaç taşın üzerinde duruyordu. Ekip, temel atıldığında evin havada asılıymış gibi durmasının ne kadar korkunç göründüğünü hala hatırlıyor. Taras Kovalçuk evin kendi yeni sahiplerini özel bir şekilde karşıladığını anlatıyor:

— Ev canlı organizma gibi belli bir huyuna sahip. Otoyoldan ve uygarlıktan sadece 7 kilometre uzakta olmasına rağmen doğanın insanın hayatını ne kadar etkilediğini, bu hayatın 100-200 yıl önce nasıl olduğunu burada hissetmek mümkün. Elektrik ve internet hatları dışında hiç bir şey görünürde değişmedi. Doğanın içindesin. İnek bir yerde otluyor, kuşlar ötüyor, oracıkta ağaç düşmüş. Hava öngörülemez ki bir gün güneş parlıyor, ertesi gün ise dize kadar kara batıyorsun. Bu yüzden her zaman tetikte olmalısın. Ama böyle bir durum heyecan verici, çünkü şehirde bunu yaşayamazsın.

Bütün malzemeler nakletmek ve bunlara sahip çıkmak ile meşgül olmak gerektiği için böyle bir ortam tadilatın gidişini derinden etkiliyordu. Vilia Çupak, birçok şeyin işin ta başlangıcında, şehirde bulunurken öngörülmesi zor olduğunu anlatıyor:

— Tüm süreçler uzuyor. Dağlık ortamda beklemek acele etmekten daha mantıklı. Tadilatla şehirde uğraşmak daha kolay. Çünkü orada malzemeler zamanında getirilmediyse, bağlantı var, grup var, malzeme getirilip biriktirilebilir. Burada ise teslimatla ilgili aksilikler çıkar, malzeme korunmayınca mahvolur (tahtalar, çimento vb.). Şebekenin nasıl davranacağını bilmediğimiz için büyük risk alıyorduk. Üç faz varmış, ama bıçkıhane çalıştırdığımızda elektrik kesildi. Burada çalışabilen buzdolabı arayıp bulmayı başardığımızı hatırlıyorum. Köyde bizimkinin dışında her buzdolabının bozuluyor olduğu şakalar vardı. Neden? Çünkü bizimki Belarus’ta üretildi.

İlk yıllar boyunca işe mizahi, sorumlu ve anlayışlı bir yaklaşım sayesinde değersiz şeylerle tıklım tıklım dolu olan, su akıtan çatı arasını 5 hostel odasına, eski samanlığı 30 kişi kapasiteli büyük seminer odasına ve içinden geçilmez zemin katı tam donanımlı mutfağa çevirmeyi başardık.

Kaynaklar

2014 yılında MitOst uluslararası kurumu ile işbirliği yapan ekibin üyeleri, öğretim merkezi yapmak istediklerini, bu işe girişmeye hazır kişilerin olduğunu gerek Ukrayna’daki gerekse yurtdışındaki ağına bildirip tüm ilgi duyanlara katılma fırsatını sundular.

Başlangıçta hesapladıkları bütçeyi ilk olarak malzemenin inşaat yerine teslimat giderlerinden dolayı birkaç kere ikiye katlamak zorunda kaldılar. Zaman gecikmesi nedeniyle gerekli malzemelerin listesi dikkatlice hazırlanmalıydı. Sonra paranın ekibin üyeleri ve arkadaşları arasında arandığı için proje maliyeti birkaç kez daha arttı.

İlk başta 17 kişi yatırım yaptı. Herkes elinden gelince para koyarken yatırımlar 50 ile 5000 Avro arasındaydı. Genel yatırım 20 000 Avroydu. Sonra projeye gerçekleştirme aşamasında yaklaşık olarak 30 000 Avro daha yatırıldı.

Hata-Maysternia’ya yatırım yapanlar ilk başta ekibe alındığı halde sonra bazılarının ekipte çalışmaktan ziyade sadece bağışta bulunmak istedikleri ortaya çıktı. Bu yüzden çalışma grubuna katılıp katılmama kararı yatırımcının kendisi tarafından verilir oldu. Ekibin bazı üyelerinin zamanını ayrırmaları veya bilgilerini paylaşmaları projenin gerçekleştirilmesine büyük katkıda bulunmuştur.

Taras Kovalçuk’un dediğine göre, ekibin ve gönüllülerin yardımı paha biçilmezdi:

— Para bir yana, insan kaynakları da çok önemliydi. Kitlesel fonlamadan başlayarak projeyle ilgileyenlerin katkılarına kadar büyük destek vardı. Bu kişiler bize gelip toprak kazdılar, kil ve taş topladılar, yol inşaa ettiler, beton zemini döktüler, boyama ve vernikleme işlerini yaptılar.

Yatırımların tam olarak ne kadar olduğunu hesaplamak bugün çok zor, çünkü gelen yeni para kaynakları yeniden yatırılarak daha fazlası gerektiğinde ekleniyordu. Aynı zamanda Alöna Karavay diyor ki:

— Sadece para değil, insanların yatırdıkları samimi enerji de söz konusu. Çalışmak isteyen kişilerin hala ortada olmaları bizi birleştirir. Sadece fikirler geliştirmek değil, ilişkiler üzerinde de çalışmak isteyip bunu yapmaya hazır olanlar olmalı. Çünkü biz bazen kavga edip zor zamanlar geçiririz. Kavga edebilecek ekip olmalı. Hepimiz Hata-Maysternia için en iyisini isteriz, ancak bakış açılarımız bazen farklı olabilir. Zor anlarımız da olur. Bu, inişli çıkışlı bir süreçtir. Herkesin er ya da geç zor anları var.

İnsanlar

Hata-Maysternia projesi kurulduğu süresince kendi ihtiyaçları olan farklı insanları bir araya getiren ortak fikirdi. Mesela, Olga Diatel 2014 yılında memleketi Kırım’daki sözde “referendum’dan” hemen sonra buraya geldi. Saşko Moskovçuk ve Taras Grıtsiuk’un hayır işi adına fiziki çalışmaya ihtiyaçları vardı. Onlar organik gübre çukuru kazıp, kanalizasyon sistemi yapıp zemin katı temizlediler. Böylece Bogdan Velgan, Taras Grıtsiuk, Olga Diatel, Katerına ve Olga Zarko, Alöna Karavay, Yulia Knüpa, Taras Kovalçuk, Magda Lapşın, Anna Mıgal, Saşa Moskovçuk, Sviat Popov, Tania Skliar, Natalia Trambovetska, Vilia ve İvanka Çupak’ın girdiği çekirdek ekibi oluşturuldu.

Projenin başlangıcında Hata-Maysternia’nın çekirdek ekibini Ukrayna’nın her köşesinden ve yurtdışından gelen insanlar oluşturdular. Ekibin üyelerinin 2014 yılındaki coğrafyası buydu.

Bogdan Petrıçiuk, bu evi ekibe gösterip ilk iletişim kanalları kurarak ve ta başlangıçta projeyi geliştirerek büyük katkıda bulundu. Dünyanın dört bir yanından gelen gönüllülere de hakkını vermek lazım.

Ortak iş, duygular ve arkadaşlık için bir süzgeç oldu ki farklı aşamalarda bazı kişiler projeden uzaklaşırken yerlerine yeni insanlar geldiler. Taras Kovalçuk işin çok şeyi açığa vurduğunu anlatıyor:

— Arkadaşlığın ne olduğu konusuda geliyoruz. Bu, çıkar gütmeyen yardımlaşma, destek ve sevgi. Biz önce bu sorunları yaratıp sonra onları çözüyoruz. Bir şey yapma, yapmaktan korkmama, yaratma isteklerimiz bizi birleştiriyor. İnsanların gelip ilgi alanlarına göre oluşturdukları gruplarda gelecek projeler için ilham aldıkları bir ortam yarattık. Benim için bu en büyük başarı.

Taras Kovalçuk

— Burası, dinlendiğim bir yer. Hayatın çok dinamik olmasına ve ekibin her üyesinin çok meşgul olmasına rağmen biz mutlaka yılda bir birlikte toplanırız. Buradayken acele etmem gerekmediğini bildiğim, zamanın yavaşladığı bir yerdir burası. Diğer harika bir şey sosyal ortam. Mesela, sen buraya geldiğin zaman tepede oturan teyze senin adını ve neler yaptığını çok net hatırlayabilir.

— Sanki büyükannene gelmişsin. Yemek üç katı daha lezzetli, güneş üç katı daha parlak. Her şey o kadar gerçek ki!

Ekibi birleştiren diğer unsur da çılgınlık. Proje pek karlı değil, oysa gelir getireceğini hiç kimse ummuyor. En çok zevk veren şeyler arasında misafirlerin sevinç dolu yorumları ve diğer projelerle işbirliği.

Alöna Karavay

— Burası benim ikinci evim oldu. Fotoğraflara bakıp evin kokusunu alabildiğin bir his gibi. Bu ev insanlar içindir. Misafirleri çağırıp onların burada sıcak karşılanacaklarını bildiğim bir yer. Lüks olması şart değil.

Vilia Çupak ekibin büyük olmasını güç olarak görüyor:

— Kalabalık olmamızın bir manası var, çünkü biri bitkin düştüğünde diğeri ise işi devralıyor. Bir-iki kişi olsaydık çoktan tükenmiş olacaktık.

Bugün Hata-Maysternia, farklı insanların bir araya geldikleri, ortaya çıkardıkları birçok fikrin geliştirilip hayata geçirildiği bir ortam oldu. Ekibin her üyesi için o çok özel bir anlam taşıyor.

Vilia Çupak

— Benim oldukça değişik bir hissim var. Sıkça duyduğumuz “aşk sandım, tecrübeymiş” gibisi. Muazzam tecrübe oldu. Tabii ki, doğada yaşamak bir yana, insanlarla ilişki kurmak, bir ekipte çalışmak gibi alanlarda çok öğrendim. Aslında ilk başta buna ihtiyacım vardı, bu yüzden buraya geldim.

Planlar

Projenin olanak yelpazesi bugün geniş olduğu için Hata-Maysternia ekibi sık sık yeni planları konuşuyor. Yönetim etraftaki rotaların haritasını yapmak istiyor. Ama bunu yapmadan önce tüm bölgeyi gezip keşfetmek gerekiyor.

Vilia Çupak önceki tecrübesine dayanarak insanlar buraya gelmişken onlara teklif edilecek etkinliklerin olmasının gerektiğini söylüyor:

— Etkileşimli araba ile ilgili fikri geliştirmek gerekiyor. Zipline da yapmak isterdik. Misafirler için eğlenceli atraksiyon olsun. Ancak bunu temel olarak Gutsulşçına’da (Gutsul bölgesi) yapıp Yavoriv’i, Pısanıy Kamin kayasını, kışın Ramıhalkiv’i gezmek gerekir.

Zipline
Yüksek bir noktadan alçak bir noktaya gerilmiş çelik halata kaygan tekerlekli makaralarla bağlanan insanın kendi ağırlığı yardımıyla aşağıya doğru kaydığı turistik bir atraksiyon.

Taras Kovalçuk, misafirlerin buraya gerçek bir tecrübe edinmek için geldiklerinin altını çiziyor:

— Şehri bırakıp burada bir şeyler yapmak isteyen insanlar için çok şey yapılabilir. İşbirliğine açığız, gelecekte çok şey yaratabiliriz.

Projenin genişletilmesi de ekibin gündeminde. Alöna Karavay projenin organik bir şekilde gelişiyor olduğunu düşünüyor:

— Ekibimizin enerjisi yüksek ve bana geliyor ki “Biz burada tamamız” deyip yola devam edebildiğimiz bir an gelecek. Belki sonra projeyi ölçeklendiririz. Ancak şimdi odak noktamız hala burada, burayı geliştirmek istiyoruz. Taras ve Vilia yeni rotalar geliştirme tutkusuyla yanıyorlar, ben ve Natalia okul ile işbirliğimizi devam ettirmek istiyoruz. Bakarız duruma.

Hata-Maysternia bugünlerde bile ekipten çok enerji almasına rağmen çok şey de verir. Alöna Karavay diyor:

— Bu bir süreç. İçinde hem zirveye ulaşan sevinç dolu anlarımız, hem “Yapamayız artık” düşündüğümüz anlarımız da vardı. Vilia’nın dediği gibi ilişkiler söz konusu ve ilişki kurmak çok zor. Ama bana öyle geliyor ki biz yerinde saymaktan ziyade ilerliyoruz.

Taras Kovalçuk ekliyor:

— En azından, hayal kırıklığına uğramadık. Bu kesin!

destek

Bu materyal Ukrayna Enstitüsünün katkılarıyla çevrildi.

Materyali hazırlayanlar

Proje yazarı:

Bohdan Lohvınenko

Yazar:

Sofiya Anjelük

Editör:

Tania Rodionova

Fotoğrafçı:

Mıkıta Zavilinskıy

Kameraman:

Pavlo Paşko

Oleh Solohub

Yapımcı:

Olga Şor

Kurgu yönetmeni,

Yönetmen:

Mıkola Nosok

Fotoğraf editörü:

Oleksandr Homenko

Transkripsiyoncu:

Viktoriya Volianska

Grafik tasarımcısı:

Hrıstına Buniy

Çevirmen,

İçerik menajeri:

Katerına Şçepkovska

Çeviri editörü:

Pavlo Koval