İşgalin Bir Aracı Olarak Çocukların Ruslaştırılması

Share this...
Facebook
Twitter

Çocukların kaçırılması, Rusya’nın Ukrayna şehirlerinin her gün bombalanmasının ardında genellikle fark edilmeyen suçudur. Terörist ülke, Ukraynalıları bir ulus olarak yok etmekten hiçbir şekilde çekinmemekte ve gençleri kendi vatandaşları olmaları için eğitmektedir. Böylece Ukraynalı çocuklar sadece imparatorluğun rehineleri değil, aynı zamanda kurbanları haline gelirler. Ruslaştırma yöntemleri çeşitlidir: eğitim, kültür ve din “güncellemesidir”.

*
Makale Rus sitelerine bağlantılar içeriyor, bunları VPN aracılığıyla takip edebilirsiniz.

Çocuklar İmparatorlukların Mahkumlarıdır

Rusya Federasyonu’nun Ukraynalı ç buocuklara yaptıkları, tarihte daha önce de yaşanmıştır: çocukların asimilasyonunun nasıl bir devlet politikası haline geldiğinin örnekleri, Nazi Almanyası ve modern Çin Cumhuriyeti.

Her ne pahasına olursa olsun almanlaştırma

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından yavaş yavaş toparlanan Almanya, 1930’ların ortalarında doğum oranlarında bir düşüş yaşıyordu, çünkü çok sayıda erkek ölmüştü ve ekonomi henüz toparlanmamıştı. Wehrmacht’a (Nazi Almanyası’nın silahlı kuvvetleri) yeni askerler kazandırmak için propaganda, kadınları hedef alıp anneliğe odaklanmaya çağırdı. Ailelere yardım etmek için “Anne ve Çocuk” ve Almanca’da “Yaşam Kaynağı” anlamına gelen “Lebensborn” gibi kuruluşlar kurulmuştur. Sığınma evlerinde doğum yapabilen bekâr kadınlar ve çocukları devlet tarafından destekleniyordu.

Ancak bu örgütlerin faaliyetleri merhamete dayanmıyordu: her şeyden önce Adolf Hitler ve Heinrich Himmler’in (SS’in Reichsfuhrer’i, yani askeri birliklerin imparatorluk şefi) ırkçı fikirlerine hizmet ediyorlardı. Dolayısıyla her iki ebeveynin de “İskandinav ırkının tüm kriterlerini” karşılaması gerekiyordu. Hamile bırakma “onurlu görevini” yerine getirmek üzere çağrılan SS koruyucu birlikleri (Schutzstaffel) üyeleri teşvik ediliyordu.

Nazilerin ırkçı ideolojisi
Nazilerin ideolojisi, sözde tarihsel gerçeği yeniden yaratmayı ve onları dünyaya egemen kılmayı amaçlayan, İskandinav tipi Almanları (beyaz tenli, sarışın ve diğer ırkların "karışımları" olmayan) içeren "birinci sınıf" insanlardan oluşan bir ırk oluşturmayı öngörüyordu.

Lebensborn’un ana faaliyetlerinden biri, diğer ülkelerden gelen küçük çocukların almanlaştırılmasıydı. İşgal altındaki eyaletlerde, Aryan görünümlü çocuklar seçilerek Almanya’ya götürülüp yetiştirilmek üzere Almanlara verildi.

Örneğin, babaları partizanlara yardım ettikleri için kurşuna dizilen ve anneleri toplama kamplarına gönderilen çocuklar Slovenya’dan alınmıştır. Ancak en büyük acı Polonyalı çocuklara çektirildi, çünkü Heinrich Himmler Polonyalıların kimliğini tamamen yok etmek istiyordu. Gerçek şu ki, Polonya’nın işgalinden sonra Polonyalılar sürekli olarak direnmiş ve Reich’in ayağına dolaşmıştı. Çocuklara yeni Alman isimleri verildi, doğum tarihleri kendi isteklerine göre belgelere yazıldı ve doğum yeri olarak Polonya’nın Poznan şehri gösterildi, çünkü Lebensborn en çok oradan çocuk alıyordu. Böylece gerçek kökenleri gizlenmiş oldu.

Bu operasyondan kaynaklanan suçların sonuçları, özellikle modern bir dernek olan “Çalınan Çocuklar. Unutulan kurbanlar” (Almanca: Geraubte Kinder – Vergessene Opfer) tarafından araştırılmaktadır. Diğer kuruluşlarla birlikte, kaçırılan ve “yeniden eğitilen” çocukların sayısına ilişkin aşağıdaki verileri sağlamaktadır:

– Polonya: 200 binden fazla;
– Bohemya ve Moravya Protektorası (modern Çek Cumhuriyeti toprakları): 1000;
– Slovenya: 1100;
– SSCB: 20 bin.

Çin. Soykırım

Çin Komünist Partisi (ÇKP) Genel Sekreteri Xi Jinping liderliğindeki Çin hükümeti 2014 yılından bu yana Türki Müslümanları (Uygurlar ve Kazaklar) herhangi bir yargı süreci olmaksızın hapsetmektedir. Bunlar, Çin’in ateist bir devlette dinlerini koruyan ve özgünlüklerini korumak amacıyla devlet dilini konuşmayan yerli halklarıdır. Elbette bu durum, onları kendi altında “ezmek” için mümkün olan her yolu deneyen yönetici elitin işine gelmiyor.

2017’den 2022’ye kadar bir milyondan fazla insan hapsedilecek, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana etnik ve dini topluluklara yönelik en büyük gözaltıdır. Çin hükümeti kampların varlığını reddediyor, bunun yerine kampları gönüllü “eğitim yoluyla dönüşüm merkezleri” olarak adlandırıyor. Ancak, oraya düşen kişilerin bu karara itiraz etme hakkı yoktur.

Hükümetz Uygurları keyfi olarak kamplarda tutmakta, onlara kötü muamele etmekte, siyasi görüşlerini dayatmakta, zorla çalıştırarak cezalandırmakta, dini uygulamaları bastırmakta ve zorla kısırlaştırma, doğum kontrolü ve kürtaj yapmaktadır. Sonuç olarak, 2017’den 2019 yılına kadar, Hotan ve Kaşgar’ın ağırlıklı olarak Uygur bölgelerinde doğum oranı neredeyse %60 oranında düştü. Binlerce cami yıkıldı ya da hasar gördü ve yüz binlerce çocuk ailelerinden zorla koparılarak yatılı okullara gönderildi.

Birçok Uygur ebeveyn yurtdışında okumuş veya geçimini sağlamış, çocuklarını kendi bölgelerinde veya Sincan’daki aile üyelerinin bakımına bırakmıştır. Bu bölge, 2014 yılında Çin’in “teröre karşı iç mücadele” ve “dini aşırıcılıkla” mücadele için ilgili tedbirleri ilan etmesiyle mercek altına alındı. Toplu gözaltılar ve sistematik baskı kampanyası, Uygur ebeveynlerin çocuklarına kendileri bakmak için Çin’e dönmelerini engelledi. Benzer şekilde, çocukları da yurtdışında onlarla yeniden bir araya gelmek için Çin’den ayrılamıyor.

Sincan’da zorla ayrılan ailelerin trajedisi Çin’in etnik suçlarından sadece bir tanesidir. Uygur ve diğer Müslüman etnik grupların kademeli olarak asimile edilmesi, köleleştirilmiş halkların yok edilmesine yönelik emperyal bir politikadır. Ukrayna’da yüzyıllardır benzer hikayeleri sadece başka bir saldırgan ülkenin katılımıyla gözlemliyoruz.

Ukraynalıların Ruslaştırılması

İmparatorluk Dönemi

Ukraynalıları Ruslaştırma politikası 17. yüzyılın ikinci yarısından itibaren sistematik hale gelmiştir. Rus İmparatorluğu aktif merkezileşmeye başladı, tüm “küçük” ulusları tek bir ülkeye entegre etmeye çalıştı.

Bu nedenle, “Büyük Rus” üreticileri ve tüccarları öncelik kazanmaya başladı ve bir devlet tekeli oluşturdu. Daha sonra Ukrayna’da Rus yönetim ve arazi kullanım şekilleri zorla uygulanmaya başlandı ve çok sayıda Rus köylüsü kendilerini doğu sınırlarında buldu. Ayrıca, Rus Ortodoksluğu ana din ilan edildi, Ukrayna yargısı ve hukuku da kademeli olarak değiştirildi. Böylece, Ukrayna diline karşı yasaklar ve sansür kararnameleriyle desteklenen Rus dili, kamusal yaşamın tüm alanlarını doldurdu. Rusça, memurlar için zorunlu hale geldiğinden, yüksek eğitim kurumlarında öğretiliyordu.

18 Temmuz 1863’te bilimsel eserlerin Ukraynaca basılmasını yasaklayan, sanatsal çalışmaları sansürleyen ve Pazar okullarını yasaklayan gizli “Valuev” genelgesi imzalandı.

On üç yıl sonra, 1876’da, Ukraynaca dilini kiliseden, müzikten, tiyatrodan ve kitap basımından çıkaran Ems Fermanı yayınlandı.

3. Aleksandr döneminde (1881-1894) Ukraynalı olan her şeyi yok etme politikası zirveye ulaştı. Bu sırada Ukraynalı isimlere sahip çocukların vaftiz edilmesini yasaklayan bir kararname çıkarıldı. Yeni doğanlar, önceden Ukrayna kimliği alma hakkından mahrum bırakıldı. İnsanları en erken yaştan itibaren kontrol etme politikası Sovyet döneminde de devam etti.

Sovyet Dönemi: homo soveticus

Tek bir Rus halkına asimilasyon; imparatorluk döneminde başlamış olsa da, bu fikri ve ismi nihayet Sovyet işgali sırasında netleştirilmiştir. “Sovyet halkı” ifadesi 1930’larda ortaya çıkmıştır. Bu dönemde Stalin rejimi aktif olarak “burjuva milliyetçiliğine” karşı mücadele etmiş, ancak aslında Rus olmayan halkları haklarından mahrum bırakmaya devam etmiştir. O zamandan beri “Sovyet halkı” kavramı, yetkililerin pratik faaliyetlerinde önde gelen kavram haline gelmiştir. 1970’lerde bu durum giderek daha sık tekrarlandı.

"Sovyet halkı" fikri
"SSCB'de ortak bir sosyalist vatanı SSCB, ortak bir ekonomik temeli, sosyalist bir ekonomisi, ortak bir sosyal sınıf yapısı, ortak bir dünya görüşü Marksizm-Leninizm, ortak bir hedef komünizmin inşası, maneviyat ve psikolojide birçok ortak özelliği olan farklı milliyetlerden insanlardan oluşan yeni bir tarihsel topluluk oluşmuştur" (Nikita Hruşçov'un SBKP XXII Kongresi'nde yaptığı konuşmadan, 1961).

Farklı halkları kaynaştırmak için Sovyet yetkililer göçü teşvik etti, çok uluslu çalışma ekipleri oluşturdu ve ortak bir dil dayattı. Böyle bir toplumda etnik gruplar arası tek iletişim dili Rusçaydı, dolayısıyla bu dönemde doğan çocukların başka alternatifi yoktu.

Daha 1958-1959 yıllarında Ukrayna’nın büyük şehirlerinde çocukların mutlak bir azınlığı kendi ana dillerinde eğitim görüyordu: İvano-Frankivsk’te %39,4, Kyiv’de %26,8, Dnipropetrovsk’te (çağdaş Dnipro şehri) %17,4, Odesa’da %8,1, Luhansk’ta %6,5, Harkiv’de %4,1, Donetsk’te %1,2. Sonuç olarak 1970 yılında Ukrayna SSC şehirlerindeki nüfusun sadece %7,4’ü Rusça konuşmazken, %30,6’sı Ukraynaca konuşmuyordu. Şehirlerde yaşayan ve Rusçayı ana dili olarak kabul eden Ukraynalıların oranı Rusların bir buçuk katıydı (sırasıyla %45,1 ve %30,2).

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra asimilasyon, farklı cumhuriyetlerdeki yetimhanelere dağıtılan, Rus olarak kaydedilen ve kendilerine “İvanov”, “Petrov”, “Sidorov” gibi karakteristik soyadları verilen milyonlarca yetim aracılığıyla da gerçekleşti.

“Çocukluğun İki Dünyası. Amerika Birleşik Devletleri ve SSCB’de Çocuklar” (1976) adlı kitabında Amerikalı psikolog Uri Bronfenbrenner, Sovyet eğitim yöntemlerini “güçlü, etkili ve özenli” olarak tanımlamıştır. Bu eğitimin komünist ahlakı oluşturmak üzere açık bir hedefi olduğunu belirtmiştir. “Herhangi bir grupta disiplin, Batı standartları açısından ne kadar ağır olursa olsun, koşulsuz olarak kabul edilir” diyerek Sovyet çocuklarının davranışlarına hayranlık duyuyordu.

Sovyet hükümeti, çocukları sadık vatanseverler, komünist toplumun aktif kurucuları ve enternasyonalistler olarak yetiştiren bir sistem yarattı. Bu, Sovyet ailesinin halka ve ülkeye karşı en önemli ve onurlu görevi olarak kabul edildi. Ancak bu fikirde enternasyonalizm tamamen Rus egemenliği altındaydı.

1958 yılında Moskova’da Komünist Parti, Ukrayna okullarının Rusça eğitim diline geçmesine ilişkin bir karar kabul etti. Bir yıl sonra Ukrayna SSC Verhovna Rada Parlamentosu ilgili kararı kabul etti ve “Okulun yaşamla bağlantısının güçlendirilmesi ve Ukrayna SSC’deki kamu eğitim sisteminin daha da geliştirilmesi hakkında” yasayı kabul etti. O zamandan bu yana, okullarda Ukraynaca dilini öğrenmek isteğe bağlı hale gelmiştir. Parti bunu “ebeveynlerin ve çocukların talebi” ile açıkladı, ancak aslında Ukraynalı olan her şeyi kasıtlı olarak ortadan kaldırdı. Eğitim dili Ukraynaca olan okulların sayısı azalmış, Rus okullarında Ukrayna dili ve edebiyatı eğitimi göz ardı edilmiş, ortaöğretim özel eğitim kurumlarında Ukrayna edebiyatı ve dilinin öğretildiği saat sayısı azaltılmıştır.

Ukrayna SSC’de öğrencilerin %70,6’sı Ukraynaca eğitim görmüştür: 1959-1960 akademik yılında %70,6, 1970-1971’de %60,4, 1976-1977’de %57,8. Rusça eğitimi ise sırasıyla %28,6, %38,8, %41,3. Rusça eğitim veren okulların çoğu bölgesel ve endüstriyel merkezlerdeydi. Özellikle 1974’te Voroşilovgrad’da (modern Luhansk şehri) 54 okuldan 51’i Rusça eğitim veriyordu; Zaporijjya’da 99 okuldan 80’i; Harkiv’de 144 okuldan 139’u; Kyiv’de 222 okuldan 106’sı; Jdanov (modern Mariupol şehri), Makiivka, Rubijne ve diğer bazı şehirlerde tüm okullar Rusça eğitim veriyordu. Ve 1987 itibariyle bölgesel merkezlerdeki okulların %73,7’si kuzey komşusunun dilinde eğitim veriyordu.

Yüksek ve orta dereceli özel eğitimde de durum aynıydı. Dönemin kurallarına göre, rekabetçi sınavlardan biri Rus dili ve edebiyatıydı ve bu da Ukrayna okullarından mezun olanları Rusça eğitim alanlara kıyasla eşitsiz bir konuma sokuyordu. Uzmanlık alanlarındaki sınavlar da sadece bu dilde yapılmıştır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, sosyalist kampın ülkeleri, özellikle de Moskova kontrolündeki birimlerin bir parçası olan Varşova Paktı Örgütü (WPO) ve Karşılıklı Ekonomik Yardımlaşma Konseyi (CMEA) az ya da çok Ruslaştırmaya maruz kaldılar. Bunların çoğunda Rusça zorunlu dil olarak kabul edilmiştir.

Bağımsızlık Dönemi. Çocukların Sürgünü

Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşının başlamasıyla birlikte çocukların saldırgan ülkenin topraklarına zorla götürüldüğüne dair bilgiler ortaya çıkmaya başladı. İlk girişimler 2014 yılında başladı ve 24 Şubat 2022’den bu yana bu fenomen yaygınlaştı.

Sürgün edilen çocukların sayısı, bu tür hareketler kontrol edilemediği veya en azından izlenemediği için farklı haberlerde büyük farklılıklar göstermektedir. Nitekim İnsan Hakları Komiseri Dmıtro Lubinets Amerika’nın Sesi’ne verdiği bir röportajda Eylül 2022 itibariyle yaklaşık 7 bin çocuğun sürgün edildiğini söyledi. Ancak bu sadece doğrulanmış bir sayıdır ve gerçekte çok daha fazlası olabilir. Ruslar yaklaşık 119 bin çocuğun ülkelerine “kaçtığını” iddia ediyor. Kaçırılma olayı, çocuk haklarının ihlali vakalarıyla ilgilenen Uktayna Verhovna Rada Parlamentosu Geçici Araştırma Komisyonu Başkanı Pavlo Suşko tarafından da teyit edildi. Kaçırılan 557 bin Ukraynalı çocuktan bahsediyor.
Rusya Federasyonu, çocukların ruslaştırılması ve “sahiplenilmesi” konusuna oldukça stratejik yaklaşmaktadır. Mayıs 2022’de Rusya Federasyonu, işgal altındaki çocukların vatandaşlık kazanma prosedürünü basitleştirmiştir. Bu da saldırgan ülkede evlat edinilmeleri sürecini kolaylaştırır.

Evlat edinmeye ilişkin basitleştirilmiş Rus mevzuatı, Rusya Federasyonu’nun insanlığa karşı işlediği suçlara katkıda bulunmaktadır. Ukraynalıların – çocuklar ve ebeveynleri ya da akrabaları – sürgün edildiği her vaka uluslararası belgelerin ihlâlidir. Bununla birlikte 1948 tarihli BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi, 1949 tarihli Savaş Zamanında Sivil Kişilerin Korunmasına ilişkin 4. Cenevre Sözleşmesi ve 1989 tarihli Çocuk Hakları Sözleşmesinin ihlâli.

Rusları zorla götürülen çocukları evlat edinmeye teşvik etmek için onlara “bir kerelik doğum sermayesi ödemesi ve devlet yardımı” sunuluyor. Evlat edinilen her çocuk için yılda 20 bin ruble (yaklaşık 12 bin UAH) ve engelli bir çocuk; 7 yaşından büyük bir çocuk; kardeşlerin “evlat edinilmesi” için yaklaşık 150 bin ruble (yaklaşık 91 bin UAH) verilmektedir.

Sadece Rusya’nın Krasnodar bölgesinde Mariupol’den sürgün edilen binden fazla Ukraynalı çocuğun “evlatlık” verildiği bilinmektedir. Krasnodar Bölgesi Aile ve Çocuk Departmanı, Rus işgalciler tarafından bombalanan Ukrayna şehrinden alınan çocukların artık Tümen, İrkutsk, Kemerovo ve Altay Bölgesi’nde yaşayacağını bildirdi.

Rus yetkililerin sinizm konusunda hiçbir sıkıntısı yok: 26 Ekim’de Rusya Devlet Başkanlığı Çocuk Hakları Komiseri Maria Lvova-Belova, Mariupol’den alınan bir çocuğu “evlat edindiğini” açıkladı. Ayrıca, ona göre, Ukrayna’nın doğusundan 350 yetim “Rusya’nın 16 bölgesinde koruyucu ailelere yerleştirilmiş durumda”.

Ukrayna medyasına göre, işgal makamları Tavria ve Zaporijjya’dan çok sayıda çocuğu yasadışı yollarla aldı. Böylece Feodosia’da, 25 Ekim itibariyle, Ukrayna güneyinden zorla götürülen 4 ila 17 yaş arası 2 binden fazla çocuk vardı.

Rus işgalciler, Ukraynalı ailelerin çocuklarının kaçırılmasını ebeveynleri cezalandırmanın bir yolu olarak görüyor. Kaçırılan küçük Ukraynalılar arasında, ebeveynleri ATO’ya (Ukrayna’nın doğusunda Terörle Mücadele Operasyon Bölgesi) katılan ve Ukrayna yanlısı tutumlarını açıkça ifade eden çok sayıda kişinin olması dikkat çekici bir eğilimdir. Bu yetişkinlerin birçoğu işkence gördü, bazıları kurşuna dizildi ve çocukları “yeniden eğitim” için Rusya’ya gönderildi.

Yerli halklarını ve ulusal topluluklarını sürekli savaşa gönderen Rusya, demografik bir krizle karşı karşıya. Rusya’nın Ukrayna ile tam ölçekli bir savaşta yaşadığı büyük insan gücü kaybı durumu daha da kötüleştiriyor. Bu nedenle, nüfusun yeni “Slav” kanıyla yenilenmesi, bu kayıpları en azından biraz telafi etmenin bir yolu ve Ukraynalıları yok etmenin bir başka yolu olarak görülebilir. Bu, izlenmesi ve dolayısıyla faillerin cezalandırılması çok zor olan sessiz bir soykırımdır. Buna ek olarak, kaçırılan çocuklar Rusya Federasyonu tarafından iç “vatansever” kitleye yönelik propaganda amacıyla kullanılmaktadır. Örneğin, Haziran ayında Mariupol Belediye Başkanı Petro Andriuşenko’nun danışmanı Telegram kanalında, genç Mariupol sakinlerinin ve eğitim temsilcilerinin işgalciler tarafından Rusya’nın ve 2014’ten beri gelmesi beklenen “küçük cumhuriyetlerin” marşını söylemek zorunda bırakıldıkları bir propaganda videosunda yer almaya zorlandıklarını yazdı.

Savaşın yeni bir aşaması. İşgal altındaki topraklarda çocukların ruslaştırılması

Rus yetkililer Ukrayna’nın doğusunda savaşı başlattıklarından bu yana Ukrayna dilini yavaş yavaş yok ediyorlar. Yani, aslında, dil katliamı yapmaktadır. Örneğin Kırım’da öğrencilerin sadece %0,1’i Ukraynaca eğitim alabiliyor. Yarımadada resmi olarak Ukraynaca eğitim veren bir okul var, ancak onun bile Ukraynaca ders kitapları yok. Buna göre, Ukrayna dili ve edebiyatı eğitimi için ayrılan saat sayısı Rusçadan daha azdır. Ayrıca, 2014 yılına kadar kullanılan ders kitapları büyük ölçüde tahrip edilmiştir. Tarih derslerinde de %70 oranında Rusya tarihini, %30 oranında da dünya tarihini öğreniyorlar. Yani, Ukrayna’nın tarihi çocuklara hiç öğretilmiyor.

Donetsk bölgesinin işgal altındaki topraklarında da durum benzerdir. Oradaki ilkokullarda “Ukrayna dili” dersi “Donbas halklarının dili” ve “Ukrayna edebiyatı” ise “Donbas halklarının edebi okuması” ile değiştirildi. Bu değişiklikler işgal makamları tarafından resmi olarak kabul edilmiştir. Bu dersler haftada bir kez işlenirken, benzer Rusça dersleri günlük olarak işlenmektedir. “Ukrayna Tarihi” yerine, “Anavatan Tarihi” dersinde Rus İmparatorluğu ve Donetsk bölgesinin tarihini öğreniyorlar. Ve ‘‘Donetsk bölgesinin coğrafyası’’ dersi, “Ukrayna Coğrafyası” yerine geldi. Yani, Donetsk bölgesi topraklarının Ukrayna’dan yapay olarak ayrılması gerçeğine ek olarak aynı zamanda tüm Ukrayna’ya ilişkin gerçekleri de değiştirildi. Rusya’nın Ukrayna’nın doğusunu ne kadar bilinçli bir şekilde ruslaştırdığı göz önünde bulundurulduğunda, bu neredeyse sürekli olarak sadece işgalci ülkenin tarihini incelemekle aynı şeydir.

Ukraynalı öğretmenler ancak işbirlikçi olurlarsa görevlerinde kalabilmektedirler. Çoğu zaman okullarda çalışmak isteyen yeterli sayıda kişi bulunmadığında, bu kişilerin yerine eğitimle ilgisi olmayan kişiler atanmaktadır. Ukrayna okullarına Rus bayrakları asılıyor, Rusça ders kitapları getiriliyor ve dersler Rus marşıyla başlıyor. Aynı zamanda sözde Kırım yetkilileri işgalcilerle aktif bir şekilde işbirliği yapıyor. Mesela, “LNR” (sözde Luhansk Halk Cumhuriyeti), “DNR” (sözde Donetsk Halk Cumhuriyeti), Zaporijjya ve Herson bölgelerindeki okullardan öğretmenler ‘‘yeniden eğitiliyor”, “Rus okul eğitim sistemine uyum sağlamalarına yardımcı olmak” için Kırım’dan Herson’a öğretmen gönderiliyor vb.

“Yeni Rus tarzı okul”un temel özelliği, okul öğrencilerinin militarize edilmesidir. Starobilsk’in işgalinden hemen sonra şehirde geçici olarak işgal edilen Luhansk bölgesi topraklarındaki en büyük “Harbiyeli” birliği 400 kişilik kontenjanla açıldı. Aslında bu çocuklar gelecekte Rusya’nın uğruna savaşa katılmaya hazırlanıyor.

Sözde DNR ve LNR’deki “askeri” eğitimin bir başka örneği de tüm sınıflar için “Donbas vatandaşlığı dersleri”. Bu tür “derslerde” çocuklara “Rus İmparatorluğu’nun büyük hükümdarları”, “Donbas Rusya’nın kalbidir” vb. fikirleri anlatılıyor.

Ukraynalı öğretmenler hâlâ çoğunlukla işgalciler için çalışmayı reddediyor, bu yüzden Ruslar kendi öğretmenlerini getiriyor. Rusya Federasyonu’nun farklı bölgelerinden 250’den fazla öğretmen işgal altındaki Ukrayna topraklarına gelmeyi kabul etti. Bu öğretmenler, dersleri Rusça verecek ve tabii ki Ukraynalı çocukları Kremlin propagandası ile “işleyecek”, yani ruslaştıracaklar. Ukraynalıların direnişi ve “istikrarsız” durum nedeniyle bu tür bir çalışmayı kabul etmeyen öğretmenlere, savaşçı statüsü ve daha önce aldıkları maaştan daha yüksek maaşlar teklif ediliyor. Ayrıca, iş yerindeki sorunlarla ilgili şantaja bile maruz kalıyorlar.

Bununla birlikte, işgal altındaki Ukraynalı öğretmenler bazen işgalcilerle (gönüllü olarak veya hayatlarına yönelik tehditler nedeniyle baskı altında) işbirliği yapmaktadır. Böylece 1 Eylül 2022 tairihi itibariyle Mariupol’d çoğu Ukrayna müfredatından Rus müfredatına geçmek için “ileri eğitim” kursları almayı kabul eden yaklaşık 1000 öğretmen kaldı. 1 Eylül’den bu yana ülkedeki tüm okullarda Ukraynalı çocukları “yeniden eğitmek” amacıyla “Önemli Şeyler Hakkında Konuşmalar” adlı yeni bir ders başlatıldı. Derslerde çocuklara Rusya’yı sevmeleri ve Ukrayna’dan nefret etmeleri öğretiliyor.

Ukrayna Ceza Kanunu’nun 111-1. Maddesine göre, Rus eğitim standartlarını gönüllü olarak uygulayan ve böylece saldırgana yardım eden bir öğretmen işbirlikçidir. Ceza, 2 yıla kadar ıslah edici çalışma veya 6 aya kadar tutuklama veya 10-15 yıl boyunca belirli pozisyonlarda bulunma ve eğitim faaliyetlerine katılma hakkından mahrum bırakılarak 3 yıla kadar hapis cezasıdır.

Ruslar, Ukrayna topraklarının işgalinden hemen sonra ruslaştırma ve işbirlikçiliğe meyletme politikasını aktif bir şekilde uygulamaya başlamıştır. Cedos düşünce kuruluşu, Ukraynalı öğrencilerin orada nasıl eğitim aldıklarını incelemek için “Ukrayna’nın işgal altındaki topraklarında eğitim (24 Şubat – 30 Nisan 2022 dönemi için)” başlıklı bir çalışma yürüttü. Çatışmaların devam ettiği veya okul çağındaki çocukların büyük çoğunluğunun tahliye edildiği yerlerde okullar hiç çalışmaz. Bazı okulların binalarına Rus ordusu komuta merkezlerini ve diğer birimlerini yerleştirmiştir. Ancak, aktif çatışmalar sona erer ermez, işgalciler aktif olarak yerel okul çocuklarını ruslaştırmaya başlar.

Ruslaştırma, Rusya Federasyonu’nun soykırımının bir parçası olan ulusal kimliğin yok edilmesinin bir örneğidir. Bu suçun temel unsuru, Ukraynalıları ulusal bir grup olarak tamamen veya kısmen yok etme niyetidir. Bu tür durumlarda, çocuklar en az korunan ve en savunmasız insan kategorisidir, bu nedenle en fazla korunmaya ihtiyaç duyarlar.

Materyali hazırlayanlar

Proje yazarı:

Bohdan Lohvınenko

Yazar:

Oleksandr Lütıy

Baş editörü:

Ania Yabluçna

Editör:

Mariya Gorbaç

Fotoğraf editörü:

Yuriy Stefanyak

Çevirmen:

Bohdana Yordan

Çeviri editörü:

Svitlana Urum

İçerik menajeri:

Katerına Şçepkovska