Share this...
Facebook
Twitter

Panasivka köyü; Poltava ilinin Mırgorod ilçesinde, Psel Nehri’nin sol kıyısında bulunmaktadır. Haritada onu fark etmek zor, bu uzak noktaya toplu ulaşım araçlarıyla varmak daha da zordur. Köyde yalnızca 90’a yakın kişi yaşamaktadır. İlk bakışta Panasivka’da pek özel bir şey yok gibi gelir, ta ki köyü gezerken avlulardan birinde mitoloji kahramanlarının heykellerini görene ve Poltava tarzındaki antik atmosfere dalana dek.

Üzerinde “Panasivka” yazan levhanın yanında rüzgarda sallanan bir Ukrayna bayrağı bulunuyor. Köyün misafirleri için bu bir referans noktasıdır: burada heykeltıraş ve ressam Valeriy Yermakov yaşıyor. O, dar çevrelerde bile pek tanınmıyor ama zaten kendisi de popüler olmak gibi bir amacının hiçbir zaman olmadığını itiraf ediyor. Eşinin ölümünden sonra, içindeki her şeyin bizzat kendi elleri ile yapılmış olduğu sıradan bir evde yaşamını tek başına sürdürüyor. Valeriy’in avlusu, başkalarınınkine pek benzemeyen cinsten. Heykeltıraş, avluya kendi eserlerini yerleştirerek bir tür açık hava galerisi kurmuştur.

Ev sahibi beklenmedik misafirlerin gelmesine sevinmiş gibi görünüyor, çünkü bizi hemen içeriye davet ediyor.

— Eyvah, ekmek arabası geçti! Konuşmaya dalmışım… Neyse, haftaya yine getirirler. Bende biraz ekmek kalmış.

Buraya ekmek haftada bir kere geliyor. Eskiden büyük bir köy olan Panasivka, artık küçük bir köye dönüşmüş durumda. Valeriy, bu köyün en genç sakinlerinden biri. O, sadece 79 yaşında.

Eşi, bir ilham perisinden daha fazlası

Valeriy Panasivka’da oturalı 11 sene oluyormuş.

Daha önce Poltava’da yaşıyormuş, ancak eşi toprakta çalışabileceği bir yere taşınmak istemiş. Valeriy, eşini memnun etmek için her şeyi yaptığını saklamıyor:

— O ne istediyse o olmuştu.

— Orası da köy, burası da. Benim için ise bir şey farketmiyordu, ben sadece yaratmak istiyordum.

Heykeltıraş; sanatçıların dünyasında bu duruma sıkça rastlanmasına rağmen eşinin, onun ilham perisi olmadığını itiraf ediyor. Eşi, kendisi için daha fazlasıymış: işine müdahale etmemiş ve yaratma fırsatı vermiş. Sanatçı da böyle bir özgürlüğün kıymetini biliyormuş. Valeriy, kaybının üzüntü ve acısını gizlemeden, sevdiği eşiyle olan yaratıcı tandemi büyük bir minnettarlıkla hatırlıyor:

— Birisinin “Şu daha iyi, şu daha kötü” demesi gerektiğinde ben hep ona danışırdım. Sonra o bana Vakula’yı yapmamı önerdi, ben de yaptım. O bir dergide resim görürdü, “Bunu yap” derdi. “Hiç sorun değil!” derdim. Şimdi o yokken ben iyi değilim…

Share this...
Facebook
Twitter
Share this...
Facebook
Twitter

Yunan tanrılarından Gogol’ün kahramanlarına

Valeriy, konuşmamız esnasında kendisinin aynı derecede çok anlamlı ve çok yönlü yaratıcılığının ana sembollerinden biri olan Gogol’ün kahramanı Vakula heykelini sık sık anıyor. Sanatçının onunla ilgili ayrı bir hikayesi var. Vakula heykelinin yapımı için köye ölçümleri alınmak üzere bir genç bile gelmişti:

— Annesi de diyor ki, “Onu niye şeytan yapıyorsunuz?!” — Hayır, hayır! Şeytan değil, Vakula olacak!..

Sanatçının eserleri arasında deniz kızına benzeyen mavi saçlı bir kadın heykelini buluyoruz:

— Onun kim olduğunu bilmiyorum artık. Bazıları onun deniz kızı, bazıları ise su perisi olduğunu söyler. Ben de itiraz etmiyorum.

Share this...
Facebook
Twitter
Share this...
Facebook
Twitter
Share this...
Facebook
Twitter
Share this...
Facebook
Twitter

Panasivka’daki heykeltıraşın avlusunda Yunan tanrısı da var. Valeriy, heykelin sembolize ettiği tanrının hikayesini anlatıyor:

— Olimpos Dağı’nda, Zeus’un olduğu yerde doğmuş kendisi. Annesi olan tanrıça onu terk etmiş, ancak diğer tanrılar arasında sevilen biri olmuştur. Sonra büyümüş ve Apollon ile müzik alanında yarışmaya kalkmış, flüt çalmış ve yarışmayı kaybetmiştir. Apollon, tanrı olduğundan dolayı daha güçlü olduğu için, onu kulaklarından tutmuş ve eşek kulağını çeker gibi çekmiş. Bu nedenle kendisi darılmış ve flüt çalmak için ormana gitmiştir. Şimdi güzel şarkılar çalıyor.

Yaratıcılığın sırrı

Sanatçı, tekniğinin sırrını saklamıyor; diyor ki elinde bir alet varsa eller de yetenekli olur. Heykellerini sadece iyi bilenmiş bir bıçakla yontuyor, yoksa kesimler o kadar düzgün olmaz. Valeriy’in özel bir eğitimi yoktur, sadece ücretsiz amatör derslere katılmış. Ama onlarda da bir iki aydan fazla duramıyormuş, sabrı yetmiyormuş. Daha çok dergilerden bir şeyler öğreniyormuş.

Heykeltıraş bizi evine davet ediyor. Odalar yeşillik içinde; eşinden kalma çiçekler var, onlara bakıyormuş. Her yer heykeller ve resimlerle dolu. Köşede tamamlanmamış bir eser duruyor. Valeriy, evden hiç çıkmadan başladığı eserleri tamamlamak için kışı dört gözle beklediğini söylüyor:

— Burada Kupid, okları tutuyor. Bu heykelin yüksekliği 2 metreden daha fazla olacak. Mitolojiyi çok severim, birçok timsali oradan alırım.

Ancak Antik Çağ ve mitlerin hayranında kitap yoktur. Valeriy’in masasının üstünde sadece kalın siyah İncil kitabı var:

— Kütüphanemin olmasını istemiyorum ve asla istemedim. Onun için yer lazım, ama yok. Ben hep şehir kütüphanesine giderdim, orada üyeliğim vardı. Teknik ile ilgili çok kitap okudum.

Fakat sanatçı dergi ve gazetelerin koleksiyonunu yapıyor. Yaptığı heykeller için modelleri yok, bu yüzden yarattığı her şey, gazetelerde gördüklerinin bileşik bir timsalidir:

— Yüzler karmadır: buradaki burnu, buradaki büyük gözleri beğendim. Kolsuz Venüs için Yunan tipi burun alıp onu kendime göre değiştiriyorum.

Aynı tekniği heykelin bedeni için de uyguluyor: dergilerdeki fotoğraflara bakıyor, hoşuna giden şeyleri seçiyor ve ortalama değeri ile katsayıyı ölçüyor.

Sanat satılık değildir

Sanatçı, heykellerini ve tablolarını satmıyor. Satmak istemediğini belirtiyor:

— Ben sergilere de, Soroçıntsi Fuarı’na da katıldım ama canım satmak istemiyor. Ayrıca bence bu yanlış olurdu. Ben onları yaratmak için çok enerji harcıyorum, kalbimin bir parçasını veriyorum, bu nedenle ucuza satmak istemiyorum. Pahalıya ise kendim satmam, sadece öylesine veririm.

Yakın bir zamanda bazı eserlerini okula ve kiliseye verdiğini söylüyor. Ancak kimse onun eserlerini sormuyor da:

— Böyle eserlerimin var olduğunu bile bilmiyorlar. Ben de pek anlatmıyorum, sizinle çok lafa daldım bu arada. Belki yalnız yaşadığım içindir.

Share this...
Facebook
Twitter
Share this...
Facebook
Twitter
Share this...
Facebook
Twitter
Share this...
Facebook
Twitter
Share this...
Facebook
Twitter

Sanatçı özeleştiri de yapıyor, kendi hatalarını açıkça kabul ediyor ve eserlerini geliştirmekten çekinmiyor:

— Şuradaki heykel — “Orman Şarkısı”ndaki Mavka. Onun hikayesini duyduğumda çok duygulanmıştım. Şimdi birçok yönetmen onun hakkında film çekiyor. Ben de kendimce bir şey yapmak istedim. Ama mükemmel olduğunu söyleyemem… Onu düzeltmek istiyorum, daha narin yapmak istiyorum — şu anki hali beni memnun etmiyor. Çok eskiden onu oyun hamurundan yapmıştım, sonra güneşte erimişti, bu yüzden ben onu yeniden çimentodan yarattım. O artık güvende.

Orman Şarkısı
Ünlü Ukraynalı yazar Lesia Ukrainka’nın eserlerinden biridir. Mavka, bu eserin baş kahramanıdır (çevirmenin notu).

Heykeltıraşın tek eksik olan şeyi zaman:

— Bana zaman verin — her şeyi yaparım (bunu söylerken odanın köşesinde duran uzun zamandır tamamlayamadığı heykeli gösteriyor).

Şimdi tüm emekli maaşıyla bile alamayacağı yakacak odun için endişeleniyor. Tüm zamanı, kendi başına odunları hazırlamaya gidiyor: odun kesmek, el arabasıyla ormandan getirmek gerekiyor. Bunun bir haftalık değil, birkaç ay sürecek bir iş olduğunu söylüyor. Bazen kuyu hasar görüyor ve tamir edilmesi gerekiyor. Fakat Valeriy sorunlar yüzünden üzülmüyor, sadece kendini avutuyor:

— Olsun, yavaş yavaş hallolur.

Hayatta en önemli şey detaylardır

Valeriy, kendi tablolarını “salon sanatı” olarak adlandırıyor. Bu tarz küçümsendiği ve hor görüldüğü zaman darılmıyor. Tam aksine, bunun tüm yaratıcılığın temeli olduğunu söylüyor:

— Mesela kübist olan Picasso, erken eserlerini 18. yüzyıl tarzında yapıyordu. Yani, sonra, nasıl diyeyim, hava atmak için önce akademik çizim yapabilmek gerekir. Kendisi bunu çok iyi yapabiliyordu.

Valeriy, kübizmin hoşuna gitmediğini itiraf ediyor: insanların tablolara bakarken hayran kalmalarını, benzer bir şey bulmalarını istiyor. Kendi eksiklerini de belirtiyor: tablolarında boyut, parlaklık yok… Son olarak da bizimle sanatçılığa yaklaşımının nasıl olduğunu paylaşıyor:

— Ben çok fazla boya karıştırıyorum, bu benim zayıflığımdır, bunu bir şekilde düzeltmem lazım. Çok resim yapmak gerekir, ben ise bunu çok nadiren yapıyorum. Tutkulu olmak lazım! Mesela, benim tutkum bir heykel, ve ben onu çok güzel yaparım. Ama bir sonraki, eğer ömrüm yeterse, bir sanat eseri olacak.

— Yaptığın her şeye odaklanmak, detayları fark etmek lazım. Benim için bu hayattaki bütün detaylar önemlidir.

Valeriy, başka bir tablosunu gösteriyor. Üzerindeki yazı dikkatimizi çekiyor: “Ağaçlar, kuşlar, gökyüzü, sizinle olduğum sürece yalnız değilim”. Daha önce hayatının sloganı eşine olan sevgiydi, şimdi ise bu yazı. Diyor ki, hayatınızda kalan tek şey heykeller ise yalnız kalmak düşündüğünüz kadar kolay değildir.

Çekimi nasıl yaptık

Bu hikayenin kahramanının bizi nasıl karşıladığını, Panasivka’nın üstünde dronun nasıl uçtuğunu ve Ukrayna Liderlik Akademisi’nin bir şubesine ziyaretimizi görmek için video bloğumuzu izleyin.

Materyali hazırlayanlar

Proje yazarı:

Bohdan Lohvınenko

Yazar:

Nataliya Kuçeriava

Editör:

Tania Rodionova

Fotoğrafçı:

Sergiy Korovaynıy

Kameraman:

Dima Ohrimenko

Senaryo yazarı:

Karina Pilühina

Kameraman,

Ses yönetmeni:

Pavlo Paşko

Yönetmen,

Kurgu yönetmeni:

Mıkola Nosok

Kurgu yönetmeni:

Oleksandr Lehostayev

Yapımcı:

Olga Şor

Fotoğraf editörü:

Oleksandr Homenko

Transkripsiyoncu:

Tetiana Pasiçnik

İçerik menajeri:

Katerına Yuzefık

Çevirmen:

Viktoriya Afşar

Çeviri editörü:

Levent Afşar

Sibel Akın

Keşif gezisini takip edin