Share this...
Facebook
Twitter

“Kimi arıyorsunuz?” bağçesinde kendi işleriyle meşgul bıyıklı amca sorar. “Mişel’i, burada manda çiftliğini kuran Alman’ı tanıyor musunuz?” — yanıtla ilgileniyoruz. “Ama Mişa’yı tanımaz olurmu? Tanıyouruz. Oraya gitmesi gerekiyor!”

Zakarpattia’da herkes Mişel’i zaten tanıyor. İlk kez kışın Çumalyovo köyünde birkaç gün önce inşaatı tamamlanan ağılın yakınında buluştuk. Orada hayvanlar için büyük bir hangar ve kendisi için iki küçük kulübe inşa etti. Birinde iki yatak, ocak ile soba var sobada bir yemekler pişirilebilir. Yan tarafta ahşap çıtalar var ve Mişel tahta ve tuğlalardan bir masa yapıyor. Beş kişi için sadece üç fincanımız var. Buralara ne amaçla geldiğini konuşmak üzere oturuyoruz. Neden burada olduğu hakkında konuşmak için toplandık ve görünüşe göre kendisi bundan gerçekten bahsetmek istiyor. Mişel inanılmaz bir ışık gücü yayıyormuş gibi parlıyor. Temiz Ukraynacanın Zakarpatça şivesini konuşuyor, bazen anlamadığımız bazı kelimeleri hemen fark ediyor ve İngilizcedeki karşılığını kullanıyor. Mandalar ve işi hakkında her şeyi Zakarpatça anlatabilir, ancak felsefe ve kendisi hakkında değil, çünkü Ukraynaca sözcük hazinesi yeterli olmadığı için hemen İngilizce’ye geçer. Mişel Ukraynaca’yı yalnızca insanlardan, çoğunlukla büyükannelerden öğrendi ve onlardan geleneksel sığır yetiştiriciliğini öğrendi. Biz bu şekilde konuşuruz.

Mişel, 33 yaşında, Hamburg ve Danimarka sınırı arasında, kuzey Almanya’daki Kiel şehrinde doğdu. Ebeveynleri işadamlarıdır ve iş adamı ve kendi işleri var ve kardeşi az önce kendi fabrikasını açtı. Ama Mişel farklı bir yolu seçti. Fransa ve İsviçre sınırındaki Freiburg’şehrinde ekoloji ve ormancılık eğitimi almıştır, ancak kendi ülkesinde kalmak ve çalışmak istemedi.

— Ukrayna’da atalarımızın yaşadıkları çevre koşullarını bulunabileceği gibime geldi Almanya’da o şartlar yok artık. İnsanların doğaya daha yakın yaşamaları gerekiyor, örnek olarak göstermek istediğim şey budur.

Mişel ilk olarak Longo Mai komününe katılmış ve Nıjnie Selışçe’ de yardım etti. Sonradan mandalara olan ilgisi çıkmıştır. Meğer 20. yüzyılın başlarıında çevredeki sadece üç köyde birkaç bin manda varmıştı. Her evde, insanlar şimdi inek besledikleri gibi manda dişileri tutuyorlardı. Ama sonra komünistler gelip bütün mandaları kolhoz kollektif çiftliklerine zorla almışlar. İnsanlar çiftliklerinden mahrum kaldı. Her şey zorla kamulaştırılmıştı. Bunun bir evcil hayvanı nasıl etkileyebileceğini kimsenin aklından bile geçmemişti.

— Ondan süt almaya geleceksin ve o sana şöyle diyecek: “Hey adamım, ne arıyorsun? Ne sütü? Sen benim çocuğum musun yoksa arkadaşım mısın? Neden süte ihtiyacın var? “Kollektif çiftliklerdeki bu mandalar hiç süt vermemiş, komünistler onları et için kestiler.

1990’larda çevredeki köylerde yüz kadar manda kaldı. Sayılı sürekli azalıyordu. Mişel yedi yıl önce buraya geldi ve bahçeden bahçeye geçerek mandaları aramaya başladı. Yardımcı olan birkaç hayır kurumu buldu, birkaç köy yöneticisi ona kimseye ait olmayan kolektif çiftliklerinden kalan araziyi tahsis etti ve Mişel çevredeki ilçelerdendişi mandaları toplamaya başladı.

Çumalyovo’daki çiftlik zaten ikincisidir, birincisi de Steblivka köyündedir. Mişel, Çumalyovo daha iyi olduğunu çünkü insanlardan çok daha uzakta olduğunu ve neredeyse hiç çöp olmadığını söylüyor. Yaz aylarında mandalar Rahiv ilçesindeki Pereslip yaylasına sürülür. Oraya bir haftadan fazla bir süre Mişel ile birlikte gidiyorlar, gece farklı yerlerde kalıyorlar.

— Burada bir manda kesildiğinde midesinden on kilo kadar plastik çıkar. Mandalar bu yüzden buralarda hastalanır. İnsanlar da, topraklarının görünümünü veya kendi hayvanlarını öldürdüklerini umursamayıp doğaya çöp atarlar.

Manda yetiştiriciliğine bir ticari girişim olarak denemez. Mişel’in manda sütü ve peyniri üretimi, tüm bu çiftliği elinde tutmasını sağlar. Bir kilo peynir fiyatı 200 Grivnayadır. Kimse mandanın kendisini satın almaz. Onlara paha biçilmez.

— Herhangi bir fiyat söyleyebilirim. Normal fiyatı yaklaşık iki bin Avro. Ama kimse beş yüz Avroya bile bir manda almaz. Bazen satın alıyorlar, onlarla altı ay sürünürler ve et için kesiyorlar. Arıyorlar ve: “Geri al, aptal mandalarını” diyorlar. Son iki yıldır benden bir tane bile almadılar. Herkes Karpat mandası aptal olduğunu söylüyor. Ama aptal değil, tam tersine — bir insan gibi. Senin için ticaret yapmayacak, evde sana yardım edebilir, ama bu kadar. Bu çiftlikteki on mandadan sadece üçü bana süt veriyor. Gerisi hala bana güvenmiyor.

— Farklı manda cinsleri var. Bu, Karpat cinsi manda, çok zeki. Örneğin Bulgar mandasından tamamen farklı bir bilinci var. Karpat mandası bir dosttur. Dövülemez. Karpat mandası Ukrayna’nın filidir. Her şeyi hatırlıyor, kendine has bir huyleri var. Dişi manda ile arkadaş değilseniz asla sana süt vermez. Onunla iletişim kurmalısınız, aptal bir inek ya da keçi değil, kendi huyu var.

Her mandanın adı konulmuştur. Erkek olanın adı Romko. Mişel onlarla Zakarpattia şivesiyle konuşuyor. Meralarına yaklaşıyoruz ve bizi tanıştırıyor, her bir mandadan bahsediyor, bize erkek mandayı tanıştırıyor, ona yaklaşmamızı tavsiye ediyor. Ama duygularımız oldukça karışıktır, mandalar toynaklarını temizler ve sert nefes alır. Manda güreşine hazırlanır gibi görünüyor. Mişel en uslu dişi mandaya binmeyi teklif ediyor. Ama dördümüz bu teklifi reddediyoruz.

Share this...
Facebook
Twitter
Share this...
Facebook
Twitter
Share this...
Facebook
Twitter
Share this...
Facebook
Twitter
Share this...
Facebook
Twitter
Share this...
Facebook
Twitter

Mişel, çiftliğindeki süreçleri organize etmede çok akıllı. Az önce Zakarpattia’nın merkezindeki Saldoboş beldesinde genetik yedeği olan soykütüğü defteri tutmaya başlamış, ve beş genetik hatı içeren aktif bir damızlık ağı oluşturdu. Mişel insanlara mandalarına nasıl bakacaklarını, nelerin gerektiğini, hangi koşullarda bakıldığını göstermeye çalışıyor. Tarihi zinciri yeniden bağlamaya çalışıyor. Mişel bu işe başladığı beş yıl önce mandaları besleyen ve biraz tecrübesi olanlarla sık sık toplantılar düzenlerdi.

— Burada kimsenin onlara nasıl bakılacağını bilenin olmadığını fark ettim. Ben bir Alman olarak, burada bin beş yüz yıldır yaşayan bir hayvanın bakımı üzerine yerlilere seminerler düzenledim.

Yine de, Mişel’in burada öğretmeni dediği bir büyükannesi var. Ona yerel tarım ve hayvancılık hakkında çok bilgi aktardı.

Share this...
Facebook
Twitter
Share this...
Facebook
Twitter
Share this...
Facebook
Twitter
Share this...
Facebook
Twitter

Mişel sürekli olarak gönüllüleri kabul ediyor. Çok zor bir iş olduğunu söylüyor. Onlarla hayvanlardan daha zor geçinir, çünkü hayvanların davranışları öngörmek mümkündür. Gönüllüler çok kısa bir süre için gelirler, alışmaya başlar başlamaz gitmek zamanı gelir. Gönüllülerden bazıları, Mişel birkaç günlüğüne çiftlikten ayrılır ayrılmaz kafayı çekmeye başlar. Çumalyovo’nun keçilerinin beslendiği eski bir çiftliği de var. Orada evcil bir Hutsul ineği ve köpek gibi davranan Saşa adında bir Karpat tüylü domuzu var. Mişel ayrıca Gutan alt cinsi yerel atları da yetiştiriyor. Burada Karpat tüylü domuzunun 500 kadar baş kalmış 50’si de Mişel’de. Karpat mandası popülasyonunun yarısını, hatta daha fazlasını elinde tutar.

Buradaki yollar çok kötü, bir karış asfalt yok. Yağmurdan sonra çamur ayakkabının üzerine büyük parçalar halinde yapışıyor, ancak Mişel bunu dert etmiyor — insanlar nadiren buralara kadar gelir. Yakındaki tek yol manastıra gider ve bazen özellikle orada çöpler ortaya çıkıyor.

Mişel sürekli ona katılmak isteyenleri arıyor. Burada beş yıl duşsuz ve normal olmayan şartlarda yaşadı. Ama şimdi uygun yaşam koşulları yaratmak istediğini söylüyor çünkü her yıl Almanya’da ciddi bir işi olan anne ve babası ona geliyor ve buranın çamurlarına zor alışıyorlar. Mişel’in yapacak çok işi var, birçok planı var. Mişel, Ukrayna kökleri bulunmayan bir Alman olarak, burada kalıp yerel dili öğrenmiş, yerel hayvanları yetiştirmeyi ve Sovyetlerden kalma kısıtlama ve yasaklar sistemimizin zor koşullarında küçük ticaret yapabilmiştir.. Yerel halkın ilgisizliğine şaşırıyor, ancak hayıra inanıyor.

— Elbette anlıyorum, o komünistler bir anda buradaki her şeyi “temizlediler”. Bir şeyler yapabilen herkesi sürgüne göndermiş, geriye sadece itaat edebilenler kaldı. Ben de köye inerim “Al ve yap!” diyorum ve “Yapamayız” diye cevap alıyorum. Her zaman bir şeyleri eksiktir, çalışmak için zamanları yetmiyormuş. Ne kadar büyük fırsatların olduğunu gösteriyorum, kendime böyle bir hayat seçtim, dedeleri ve büyük büyükbabaları gibi ateşin yanında doğada mandalarla birlikte yaşıyorum ve insanlar bazen burada bir vakıflar adına çalıştığımı ve onların yerine birinin bir şey yapmasının gerektiğini düşünüyor.

Mişel’in pes ve çok hoş bir sesi var. O konuşurken, gözlerinden inanılmaz bir ışık fışkırır ve sözlerinde muazzam bir coşku, harika bir motive edici enerjisi var. Mişel bize süt ve peynir ikram ediyor, manda sütünü alışılmadık derecede yağlı buluyoruz ve peynirin gerçekten harika, çok zengin bir tadı var.

— İnsanlar kilo başına 100 Grivnaya peynir satıyor. Ve bu iki kat fazla olmalı! Bu, Karpatlar’ın kalbinden ekolojik bir üründür. Herhangi bir katkı içermez.

Mişel bu yaz Rahiv İlçesindeki Pereslip yaylasına mandaların yemeyi sevdikleri plastik çöplerden kaşmıştır. Daha önce oralarda yaz dönemlerinde koyun sürülerini süren çobanlar vardı bugünlerde de yaylalar bomboştur. Burada neredeyse hiç telefon iletişimi yok. Birkaç ay boyunca, Mişel neredeyse açık havada yatıp kalkar ve burada küçük bir ahşap kulübe inşa etti. Mandaların artık ahıra götürülmesine gerek yok, yazın açık havada uyuyorlar.

Geçenlerde Mişel’in başına nahoş şeyler açılmış. Hust’taki özel bir laboratuvarda kan tahlilini yaptırmış ve Hepatit B yakalandığı ortaya çıkmıştır. Bunu öğrenen Mişel şöyle yazdı: “Ağlıyorum ve tedavi görmek için belki altı ay için mandalarımı terkederim.” Memleketine gidip başka bir tahlil yaptırmıştır. Bir Alman kliniğinde kendisinde Hapatitin olmadığı tespit edilmiştir. Bu hikayeden dolayı Ukrayna’nın sağlık sektöründen utanç duyulur diğer taraftanda Mişel sağlıklı olup neslinin tükenmesinden ve Ukraynalıların ilgisizliğinden kurtarmakta olduğu mandalara hızlı dönebildiği sevindiricidir.

— Tuna nehrinin yakınlarında büyük bir sit alanı var. Birkaç mandamın doğada yaşamak için alınmasının arzu edildiği bir ada varmış. Ne kadar isterlerse vermeye hazırım. O adada yabani atlar varmış. Yanlarıda da kışları yumuşak geçtiği için yaz kış dönemlerinde ıssız bir ortamda mandalar da sürülebilir. Süt vermeyi öğrenemeyen bayağı dişi mandam var. Bunları vahşi doğada yaşasınlar verecektim. Bundan hayal ettim.

Materyali hazırlayan

Proje yazarı,

Yazar:

Bohdan Lohvınenko

Kameraman:

Dima Ohrimenko

Fotoğrafçı:

Trayan Mustyatse

Fotoğrafçı:

Dariya Sınelnıkova

Transkripsiyoncu:

Sergiy Guzenkov

İçerik menajeri:

Katerına Yuzefık

Çevirmen:

Oleksandr Tıron

Çeviri editörü:

Pavlo Koval

Keşif gezisini takip et