Rus Kültürü Neden Reddedilmeyi Hak Ediyor?

Share this...
Facebook
Twitter

Düşman tankları bir ülkeye girmeden önce, saldırgan ülkeler ilk önce kültürleriyle “delip geçer”; kendi kültürlerini yerleştirir ve bölgeye hakim olan kültürü baskı altına alır. Kültürel alana arzu edilen anlatıları yerleştirerek, hibrid savaş için elverişli koşullar oluştururlar. İşgalcilerin güvendiği şey budur; kültürlerine bağlılıkları sayesinde diğer ülkelerin topraklarında sınırsız yetkiye sahip olacaklarına güveniyorlar. Rusya Federasyonu yıllardır bu senaryoyu takip ediyor: Ukraynalı kültürel figürlerine el koyuyor, liderlerinin anıtlarını dikiyor ve düşük kaliteli içeriklerini mümkün olan her şekilde bilgi alanına sokuyor. “Kültür için doğru zaman değil” ya da “Puşkin’in bununla ne alakası var?” gibi ifadeler bu koşullar altında Ukrayna’nın ulusal güvenliğini tehdit eden zararlı söylemlere dönüşmektedir.

Rus silahların kamuflajı”, Rusya’nın Ukrayna’yı geniş çaplı işgali karşısında Rus kültürünü reddetmenin önemi üzerine bir multimedya projesidir. Ortaklarımız Lviv Medya Forumu (LMF) ve House of Europe ile birlikte Rus kültürünün savaşa nasıl katkıda bulunduğunu ve boykotun neden önemli olduğunu araştırıyoruz.

— Harkiv’deki okullardan birinde Ukraynaca ve Rusça öğretmeni gözyaşları içinde “Artık Rusça hiçbir şeyimiz kalmayacak. Hiçbir şey” diyor. Haziran ayının başında okul rus ordusu tarafından roketlerle bombalandı.

Okul birkaç aydır harap bir durumda: ders kitapları bazı yerlerde yerlere saçılmış, sıralar devrilmiş, ancak çeşitli ilan panoları hala duvarlarda asılı. Sınıflardan birinde, kara tahtanın üzerinde, Rus dilinin en büyük sözlüklerinden birini hazırlayan Lugansk doğumlu Danimarkalı-Alman sözlükbilimci Vladimir Dahl’ın bir portresi de asılı. Bu arada o Kozak Luganskiy takma adı altında çalışmış ve derlediği Ukraynaca sözlüğü 19. yüzyılın ortalarında basılamamıştır.

*
Yazarın Rusça ad ve soyadlarının yazılışı burada ve bundan böyle korunmuştur.

Aşağıda da Rus yazar Maksim Gorki’den bir alıntı var: ‘Kitabı sevin, hayatınızı kolaylaştırır. Size insanlara ve kendinize saygı duymayı öğretir, zihninizi ve kalbinizi dünyaya ve insana karşı sevgi duygusuyla doldurur.”

On iki yıl önce, 2010 yılında, Saltivka’daki bu okulda Rus şair Sergei Yesenin’in Ukrayna’daki tek müzesi açıldı. O dönemde kasaba halkı açılıştan gurur ve heyecan duyuyordu, 12 yıl sonra binaya bu kadar zarar verecek olanın bir Rus füzesinin olması akılları almazdı.

Kuzey Saltivka
1980'lerde inşa edilen Harkiv'in en yoğun nüfuslu yerleşim alanlarından biri. Rus ordusu binaların %70'inden fazlasını tahrip etmiştir ve bu yayın sırasında bombardıman devam etmektedir.
Share this...
Facebook
Twitter
Share this...
Facebook
Twitter

Rusya’nın emperyal iştahı Moskova Çarlığı günlerine kadar uzanmaktadır. Büyük Petro iktidara geldiğinde, ülkesinin topraklarını genişletmek için diğer devletlerin fethini normalleştirdi. Ancak, toprakları fethetmek yeterli değildi, Moskovalılar Kyiv Rus’unun tarihini kendilerine atfettiler ve Avrupa ile yakınlaşmaya başladılar.

Büyük Petro’nun Rus İmparatorluğu’nu Avrupa bağlamına entegre etme arzusu, 18. yüzyılın başlarında Asya devletini genç bir Avrupa monarşisine dönüştürmek için bir dizi reform başlatmasının nedeniydi. Büyük Petro Avrupa’da eğitim görmüştü ve Batı dünyasının büyük bir hayranıydı. İmparatorluğu meşrulaştırmak için Moskovanın Avrupalılığına tarihsel bir gerekçe yaratmak ve Batı ülkeleriyle medeniyet birliğini sağlamak gerekiyordu. İşte o zaman Moskova Çarlığı’nın adının Rus İmparatorluğu olarak değiştirilmesine karar verildi ve ardından komşu devletlerin fethi ile toprakların genişletilmesi devam edildi.

Rusların bir yandan kendilerini Avrupalı ilan edip diğer yandan tipik bir Asyalılık sergiledikleri Rus kültürünün ikiliği, Batı dünyasını yüzyıllardır cezbeden “Rus ruhunun muamması”nın ta kendisiydi. Bu ilgi bugüne kadar ortadan kalkmadı, sonuçta Çarlık Rusya uzun yıllar boyunca diğer ülkelerde etkili bir yumuşak güç politikasına sahipti. Bu nedenle, 2022’de tam ölçekli bir savaşın sonuçlarını gören pek çok Avrupalı, Rus kültürünün neden iptal edilmesi gerektiğini hala anlamıyor (yada anlamak istemiyor). “Tüm bunlar Putin’in savaşı” diyorlar, “bunun sanatla ne ilgisi var?

Ukraynalı tarihçi Yaroslav Hrytsak, bazı yabancı meslektaşlarının – eğitimli, ilerici insanlar – Rusya’yı tam da kültürü nedeniyle desteklemeye başladığını söylüyor:

— Tam ölçekli savaşın başlangıcında, birinci ya da ikinci gününde, pek çok şey için minnettar olduğum, çok iyi bir insan olan kıdemli bir profesörden bir mektup aldım. Bir zamanlar Çaykovski dinlediği için Rus kültürüyle ilgilenmeye başladı. Bu mektupta “Umarım Putin çok yakında sizi fetheder ve her şey yoluna girer” yazıyordu. Bunu içtenlikle, öfke duymadan söylüyordu. Rus kültürünün kötü bir şey olduğuna inanmıyor.

Profesör Yaroslav Hrytsak ile 24 Şubat 2022’den bu yana sokaklarında düzenli olarak savaşta ölen Ukraynalı askerler için cenaze törenleri düzenlenen Lviv’de konuşuyoruz. Kafelerin yazlık terasları hayat ve sohbetle doludur ve sokak köşenin hemen arkasında koyu renk giyimli insanlarla karşılaşabilirsiniz, sessiz hıçkırıklar duyabilirsiniz. Yoldan geçenler durur, hüzünlü sessizliği bozmaya cesaret edemezler. Ukrayna üniformalı askerler iki tabut taşıyor; herkes sekiz yıl önce, 2014’te başlayan savaşta hayatını kaybedenleri diz çökerek karşılıyor. 22 yaşındaki Vladıslav Leonenok ve 33 yaşındaki Anton Gavrılov son yolculuğa uğurlandı. Bu ölümlerin sorumlusu Rus kültürü mü? Şu anda burada bulunan herhangi birinin bunu düşünüyor olması pek olası değildir.

Her hafta ölen Ukraynalı askerler başkentte de toprağa veriliyor. Kyiv’deki Aziz Michael Meydanı, Onur Devrimi’nden bu yana bir yas ve mücadele yeri haline gelmiştir. O zaman Kasım 2013’te Aziz Michael Katedrali başkentteki protestocular için bir sığınak oldu; gece gündüz orada kaldılar. Protestocuları güç kullanarak dağıtmaya yönelik bir başka girişimin ardından, tapınakta sekiz yüzyıldan sonra ilk kez bir alarm çanı çalındı.

Bugün, tapınak kompleksinin duvarlarına yerleştirilen Semavi Yüz kahramanlarının portreleri bu olayları hatırlatmaktadır. Şimdi bu fotoğraflar, 2022’nin tam ölçekli savaşta hayatını kaybeden Ukrayna savunucularının fotoğraflarıyla tamamlanıyor. Bir an için hepsi, Rus ordusunun işgalinin ve işlediği suçların fiziksel kanıtı olarak yakınlardaki Aziz Michael Meydanı’na yerleştirilen tahrip edilmiş Rus teçhizatına bakıyor gibi görünebilir.

Sergilerden birini — büyük bir “Çocuklar” yazısı bulunan, kurşunlarla delik deşik edilmiş bir binek otomobil incelerken genç bir kadın arkadaşına:”Sanki çocukları görüp bilerek ateş etmişler gibi geliyor” diyor.

Araç, yanmış Rus teçhizatıyla tam bir tezat oluşturacak şekilde göz alıcı. Aracın içinde sivillere ait eşyalar hâlâ dağınık bir şekilde duruyor ve siyah kurdeleli kuru çiçekler hâlâ ön camın üzerinde duruyor. Çocuklar ve yetişkinler en uzun bu arabanın önünde duruyorlar, her ayrıntıyı inceliyorlar.

Share this...
Facebook
Twitter
Share this...
Facebook
Twitter

Sanat tarihçisi Ilya Levchenko, sanat ve kültür arasında net bir ayrım yapmanın önemli olduğunu belirtiyor. Sanat, her bir ulusun günlük yaşamı, gelenekleri, değerleri ve yaşam tarzlarıyla birlikte kültürün bir parçasıdır. Sanat kültürü etkiler, kültür ise insanları şekillendirir.

Yazar Andriy Kurkov, Rus toplumunun özelliklerine ilişkin yerinde bir yorumda bulunuyor:

— Güç ve şiddet yasası Rusya’da, özellikle de taşrada her zaman var olmuştur. Son zamanlara kadar sosyal adaletsizlik konusu Rus sinemasında popülerdi (son on yılın sanat filmlerine atıfta bulunuyor. — Ed.). Filmler yabancı izleyiciler için çekildi ve uluslararası festivallerde çeşitli ödüller aldı. Ancak bu filmleri Rusya’da kimse izlemedi. Rusların adalet talebi yoktur ve hiçbir zaman olmadı, çünkü orada kimse buna inanmıyor. Bu da Rusya’da adaletsizliğin bir norm olduğu anlamına gelmektedir. Ve adaletsizliğin norm olduğu yerde, bu adaletsizliğe ulaşmanın tüm yolları gelenekseldir.

Rusya’nın dışarıya yönelik yayınladığı ile sanatın yerel izleyicileri nasıl etkilediği arasındaki fark aslında çok büyüktür. Örneğin, Batı toplumu Rus eserlerini gizemli bir Doğu Avrupa kaderciliği olarak algılarken, Ruslar için bu eserler sadece “küçük adamın” büyük dünyada hiçbir şeye karar vermediği inancını pekiştirmiştir. Mücadele edip yok olmaktansa güçlü olana boyun eğmek daha iyidir. Rus propagandası Rus sanatın kisvesi altında saklanıp savaşının temeli olmuştur.

İki orta yaşlı kadın (belli ki Ruslar) Viyana’daki bir kafede kuyrukta beklemektedir:

Kadınlardan biri kafede çalışan garsonlara rusça: ”Hey, devuşka!” (Hey, bayan — Ed.) diye hitap eder.

Garson kız anlayışsızca bakar ve yoluna devam eder.

Kadın arkadaşına ”Anlamıyor mu, ne?” diye sorar.

Rusya’nın, Rus İmparatorluğu’nun ve daha sonra Sovyetler Birliği’nin etki alanının bir parçası olan ülkeleri uzun süre işgal etmesi, Rusçayı uluslararası bir dil statüsüne yükseltmiş ve Rusların her yerde anlaşılmaları gerektiği inancını pekiştirmiştir. Bununla beraber, Avrupa toplumu Rusça bilmenin tüm Doğu Avrupa’yı anlamak için yeterli olduğu inancını geliştirdi. Bu durum Rusya tarafından aktif bir şekilde istismar edilmiş ve propaganda söylemleri dünya çapında yayılmıştır. Tam ölçekli işgalin başlamasıyla birlikte Ukraynalılar nihayet saldırganlığın sembollerinden biri olan Rus dilinden kurtulma arzularını netleştirdiler. Dil, Ruslar için toprak belirteçlerinden biri haline geldi: Rusça konuşulan toprakları ciddi olarak kendi toprakları olarak görüyorlar ve bu nedenle onlara göre bu toprakları işgal etme ve orada kendi kurallarını koyma hakkı vardır.

Lviv’li bir dil aktivisti olan Sviatoslav Litinsky şöyle açıklıyor:

— Ukrayna’da 2021 yılında bir nüfus sayımı yapıldı: insanlara hangi dili ana dili olarak gördükleri soruldu. Ve bu araştırmadan bir harita çıkaracak olursak, nüfusun bir kısmının Rusçayı ana dili olarak kabul ettiği bölgelerin %90’ı şu anda işgal altındadır. Dilsel sınırın neredeyse tamamen (+/- 20 km) cephe hattına karşılık geldiğini ve birliklerimizin bizi, Ukrayna dili kadar güçlü bir şekilde savunduğunu görebiliyoruz.

2012’de kamusal alandaki Ukraynaca kullanımı hızla azalmaya başladığını da sözlerine ekliyor. Örneğin, Ukraynaca klavyesine sahip dizüstü bilgisayarlar ortadan kayboldu. Ukraynacayı etkili bir şekilde ikincil hale getiren Kolesnichenko-Kivalov yasası kabul edildi (2012’den 2018’e kadar yürürlükteydi). Sviatoslav “O zaman o günki hükümetin Ukrayna’nın zihniyetine kendini Rusya’nın bir kolonisi olarak kazımaya çalıştıklarını ve buna karşı mücadele edilmesi gerektiğini” diye düşünüyordu. Sonuçta, önce imparatorluklar halkların kültürünü boyunduruk altına alır ve ardından ordusu ile gelir.

2000’li yılların başında Lviv, kendini tamamen Ukraynaca diline kaptırmanın mümkün olduğu az sayıdaki şehirlerden biriydi. İşte bu yıllarda şehirde dil meselesiyle bağlantılı bir trajedi yaşandı. Ukraynalı besteci Igor Bilozir yerel bir kafede çıkan bir çatışmanın ardından öldürüldü. Yan masada oturan insanlar, halk sanatçısının arkadaşlarıyla birlikte Ukraynaca şarkılar söylemesinden hoşlanmadı. Şarkıları, kafenin ziyaretçileri tarafından dinlenen Rus “blatnyak” (suç ortamının sert yaşamını ve adetlerini anlatan bir şarkı türü; başlangıçta mahkumlara ve suç dünyasına yakın olanlara yönelikti — Terc.) şarkıları bastırıyordu. Sözlü tartışma emniyet memurları tarafından durduruldu ve herkes dağıldıktan sonra, evine gitmekte olan besteci ve arkadaşı kimliği belirsiz kişiler tarafından saldırıya uğradı. Igor ölene kadar dövüldü. Cenazesine 100 binden fazla kişi katıldı. Katiller cezalandırıldı, ancak bu olay Ukrayna’da Ukraynaca için öldürülebileceği (!) duygusunu uzun süre pekiştirdi.

Sovyet işgali sırasında (1944-1991) Lviv, NKVD temsilcileri de dahil olmak üzere çok sayıda Rus askeri ailelerin yaşadığı bir yerdi. O zamanlardan beri uzun yıllar boyunca Lviv ağırlıklı olarak Rusça konuşulan bir yer haline geldi, ancak 1960’lardan itibaren yakın yerleşimlerin sakinleri şehre taşınarak Lviv’e anadili olan Ukraynacayı geri getirdiler.

Rus diasporası için Lviv’deki en önemli merkezi 1996’dan 2017’ye kadar faaliyet gösteren O. Puşkin Derneği olmuştur. Rus merkezinin duvarları arkasında, Rus İmparatorluğu’nu yeniden kurma ihtiyacı düzenli olarak tartışılıyordu ve Ukrayna ulusunun varlığı sorgulanıyordu. Binanın cephesindeki Puşkin büstü, merkezin Ukrayna karşıtı faaliyetleri için iyi bir örtüydü, çünkü kültürel figürler bir şekilde devlete zarar verebilecek kişiler olarak algılanmıyordu. Bugün yenilenen bina Gazilerin merkezi olan ‘Savaşçı Evi’’ne ev sahipliği yapmaktadır. Burada gazilere ve ailelerine sosyal, hukuki ve psikolojik yardım sağlanmakta ve çeşitli gençlik projeleri uygulanmaktadır. Dış cephedeki Puşkin’den tek bir iz bile kalmamış.

Share this...
Facebook
Twitter
Share this...
Facebook
Twitter

Geçtiğimiz son 400 yıl boyunca Rusya tarafından Ukrayna diline karşı dil katliamı yapılmıştır. 1863 tarihli Valuyev’in genelgesi Ukraynaca kitap yayıncılığını fiilen ortadan kaldırarak Ukrayna edebiyatının gelişimini kalıcı olarak durdurdu. 1876 tarihli Ems Fermanı, Ukraynaca dilinin tüm kamusal alanlarda (tiyatro, kilise, müzik vb.) kullanılmasını yasaklayarak her şeyi daha da kısıtladı ve ayrıca Ukraynaca kitapların bastırılmasını ve ithalatını yasakladı.

— Ogurtsinin (Rusça ‘salatalık’), yok, ogirkının (Ukraynaca ‘salatalık’) fiyatı nedir?, orta yaşlı bir adam Odessa’nın tarihi merkezinde yer alan ve şehrin en eski gıda pazarlarından biri olan Privoz’da Ukraynaca konuşmaya çalışıyor.

— Şu Katsap (kabaca Rusça) dilini o kadar uzun yıllar empoze ettiler ki, artık kendi dilimi hatırlamıyorum.

— Yanında duran kadın rusça: “Ben de Ukraynaca konuşmaya başlamak istiyorum ama utanıyorum,” diyor.

19. yüzyılda Avusturyalı (aslen Galiçya bölgesi doğumlu ve 10 yıl Ukrayna’da geçiren) yazar, edebiyat eleştirmeni ve çevirmen Karl Emil Franzos Odesa’yı bir Avrupa şehri olarak tasvir etmiştir. Ona göre, orada her etnik kökenden bir temsilcisiyle karşılaşabilirdiniz. Özellikle sokaklarda sık sık Ukrayna dili ve şarkıları duyuluyordu: “Hey, kozatstvo! Hey, kozatstvo! Hetman’ınızın çığlığını duyuyor musunuz? Ebeveynlerinin bir zamanlar topraklarına ölüm getiren düşmanın istilasını püskürttüğü savaş şarkısını bu şekilde söylüyorlardı. Franzos, Ukraynalılardan komşu ülkelerin, her şeyden önce Rus İmparatorluğu’nun saldırganlığından belki de en çok zarar gören ulus olarak bahsederdi.

20. yüzyılda Odessa’da Ukraynaca konuşulduğunu duymak artık neredeyse imkansızdı. Sovyet yetkilileri tarafından yaratılan ısrarlı klişe — “Ukraynaca konuşanların hepsi köylerden gelen insanlar, gerçek şehir sakinleri ise Rusça konuşuyor” — mükemmel bir şekilde nüfuz etmiş. Elbette topyekûn Ruslaştırmaya karşı koyma girişimleri vardı. Örneğin, 2009’dan bu yana Bağımsızlık Gününde Ukrayna kültür festivali “Vışıvanka festivali”, 2016’dan bu yana şehir çocuk ve gençlik festivali — “Şarkıların kanatlarında — antik çağlardan günümüze” adlı Ukrayna şarkıları yarışması vb. düzenlenmektedir. Bugün, tam ölçekli bir işgalin ardından, Odessa giderek daha fazla Ukraynaca konuşulan bir yer haline geliyor. Halkına bu konuda, bazıları 24 Şubat’tan sonra ortaya çıkan çeşitli sohbet kulüpleri yardımcı olmaktadır.

— Katerina’yi yıkarsanız, yerine ne yapacaksınız! — Odessalı bir kadın, şehrin merkezinde bulunan Rus imparatoriçesine ait bir anıtın yıkılması gerekliliğine ilişkin bir soruyu yanıtlıyor. II. Katerina, Odesalılar arasında şiddetli tartışmalara neden olan tarihi bir figürdür. Alman kökenli Rus kraliçesi Ukrayna kimliğini sistematik olarak yok etti: kozatstvoyu (Kozaklar, 16.-18. yüzyılda yaşayan Ukrayna savaşçıları) tasfiye etti, Ukraynalıları serflere dönüştürdü, Ukrayna tarihini yeniden yazdı ve kültürü yasakladı. Ayrıca II. Katerina Odessa’ya hiç gitmemişti ve şehir Ukraynalı Kozaklar tarafından ele geçirildikten iki yıl sonra öldü.

II. Katerina’nın imajı Rus propagandacılar tarafından hala aktif bir şekilde kullanılmaktadır. Odessa’da 1900 yılında Çariçe için bir anıt dikilmiştir. 20 yıl sonra anıt Sovyetler tarafından sökülmüştür. Heykel ancak 87 yıl sonra, 2007 yılında restore edildi. İlginçtir ki aynı yıl, Putin’in Batı ile çatışma politikasını ve Rus İmparatorluğu’nu yeniden kurma arzusunu ilan ettiği ünlü Münih konuşmasını yaptığı yıldır. Bu arada, aynı yıl Kyiv’de Rus yazar ve Ukrayna düşmanı Mikhail Bulgakov’un bir anıtı dikildi. Bir yıl sonra Rusya Gürcistan’a, altı yıl sonra ise Ukrayna’ya saldıracak. Bu arada, Rus imparatoriçesine ait bir anıt, imparatorluk arzuların bir işareti olarak Odessa’da hala durmaktadır. “Anıt meselesi” sadece Odesa’yı değil, imparatorluk ve Sovyet geçmişine ait bu türden pek çok esere sahip olan Ukrayna’nın tamamını ilgilendirmektedir.

Share this...
Facebook
Twitter
Share this...
Facebook
Twitter

Rusya Federasyonu’nun Ukrayna’ya yönelik uzun süredir devam eden sömürge politikası nedeniyle, Sovyet sanatında neyin Ukrayna’ya neyin Rusya’ya ait olduğunu net bir şekilde tanımlamak bazen zordur. Sovyet döneminde Ukrayna kültürü sistematik bir şekilde yok edildi: her türlü ulusal farklılık basitçe silinmeye ve Ruslaştırılmaya çalışıldı.

Yüzyıllardır dünyaya ve Ukraynalılara Ukrayna kültürünün aşağılık görüşü aşılayan ve Ukrayna kültürünü baskı altında tutan Rusya, kısmen amacına ulaşmıştır. Ukrayna aydınlarının ve başarılarının yok edilmesi ve Ukrayna yaşamının tüm düzeylerini Ruslaştırmaya yönelik sistematik girişimler, ne yazık ki üzerlerine düşeni yapmıştır. Ukrayna toplumu 2014’e kadar Rus kültürünün yüceliğine dair bir miti muhafaza ediyordu. Her ne kadar Ukrayna bu tür saldırgan sömürgeci politikalardan en çok zarar gören ülke olsa da, bu diğer ülkelerin kültürlerinin güvende olduğu anlamına gelmiyor. Rusya Federasyonu geniş çaplı bir savaş başlatarak nihayet dünyaya gerçek niyetini ve sayende kendi ülkesini yarattığı “Büyük Rusya”’nın yöntemlerini gösterdi.

Neredeyse altı aydır devam eden geniş çaplı Rusya-Ukrayna savaşı dünyayı yormaya başladı. Rus kültürünün savaşa müdahil olmadığına dair söylemler giderek sıklaşıyor. Saldırgan ülke de tam olarak buna güveniyor. Rus kültürünü iptal etmek, Rusya tarafından kimliğine tecavüz edilen her ülke için bir öz savunma unsuru, aynı zamanda büyük bir çaba ve birlik gerektiren güçlü bir çalışma cephesidir. Emperyalizm hastalığı yayılmaya çalışıyor; ve onu ortadan kaldırmak bizim elimizdedir.

destek

Proje, STK Lviv Medya Forumu ve Avrupa Birliği tarafından Avrupa Evi programı aracılığıyla desteklenmektedir.

Materyali hazırlayanlar

Proje yazarı:

Bohdan Lohvınenko

Yazar,

Fotoğrafçı:

Mariam Şeliya

Baş editörü:

Nataliya Ponedilok

Editör:

Ania Yabluçna

Fotoğrafçı:

Vitaliy Gnidıy

Kameraman:

Oleksiy Krasavin

Anton Rıjıh

Kurgu yönetmeni,

Kameraman:

Andriy Prıymaçenko

Ses yönetmeni:

Viktor Kormanovskıy

Seslendiren:

Pavlo Golov

Fotoğraf editörü:

Yuriy Stefanyak

Grafik tasarımcısı:

Oleksandr Komyahov

Çevirmen:

Bohdana Yordan

Çeviri editörü:

Kseniia İlgen

İçerik menajeri:

Katerına Şçepkovska